BANDIRMA’nın DEPREMSELLİĞİ.Prof. Dr. Uğur Kaynak

Prof. Dr. Uğur KaynakHemen yazının girişinde belirtmeliyim ki ben de her normal(!) insan gibi depremden korkarım. Deprem ciddi bir konudur. Onbinlerce canın birkaç saniyede yok olması, tam olarak bir karabasan’dır. Böyle bir konuyu kamuya açıklarken, okuyucularda oluşturacağı travmayı duyumsayabiliyorum. Bu nedenle, felaket günleri dışında depremden söz ederken, beceremesem de, arada bir soğuk espriler yapmaya çalışıyorum. Affola.Bandırma’nın depremselliğine ilişkin geçen sene içerisinde hazırlamış olduğum bir “Çok Resimli Sunum”um vardı. Onu güncelleyip bu konuyu aceleye getirebilirdim. Ancak sonradan içimden dâvûdi bir ses,-Tembellik yapma arkadaş!Dedi. Ben de MTA’nın yeniden yapmış ve yayınlamış olduğu Türkiye Diri Fay Haritalarından “Bandırma Paftasına” bir göz atayım dedim. Karşıma çıkan pafta çoğoş bir paftaydı doğrusu. Bu çoğoş paftada kaç adet fay var? Diyerek bir sayayım dedim. Tam 12 adet fay vardı. Yani bir düzine.Herhalde bu kadar çok fay, bir de Karlıova paftasında vardır. Bunun üzerine tembelliğe ilaveten bir de kaytarma yaptım. Benim “Çok Resimli Bandırma Sunumumdan anında vaz geçerek, sadece bu harita üzerinde yazmaya karar verdim. Haritadaki kırmızı eğrisel çizgiler Diri fay MTA tarafından yerleştirilenler. Siyah eğrisel çizgiler ise U.Kaynak tarafından interpolasyonla çizilenlerdir.Şimdi bu harita ortadayken, ben sizlere bir Pera Beyefendisi edasıyla,-İfinim, ben yakın gelecekte Bandırma’da deprem beklemiyorum!Dersem bana kim inanır. (O bayat espriyi yapmayacağım: Bana ancak Rufailer inanır!) Uydudan yapılan yer hareketi ölçümlerine (GPS) göre, Türkiye toprakları (yani jeoloji dilinde Türkiye levhası) batıya doğru devinirken, aynı zamanda da bir eş merkezli yaylar boyunca hareket etmektedir. Bu yayların dönme merkezi (yani pergelin iğnesinin batırıldığı yer) haritada Kızıl denizin kuzeyinde bir yerlere falan denk geliyor. Ancak bu devinim, Karlıova pörtlemesinden dolayı Orta ve batı Anadolu’da neredeyse düz bir yol alırken, Bandırma civarında birden bire güney batıya Girit serbestlemesine doğru sert bir eğrilik yarıçapı ile çark ediyor. Bu işlem yüzünden batı Anadolu yerkabuğunda hem gerilme, hem de kayma zorlaması oluşuyor. Gerilme zorlaması ile graben ovaları, kayma zorlaması ile doğrultu atımlı faylar oluşuyor.Bu yaysı doğrultu atımlı fayların en babası KAFZ (Kuzey Anadolu Fay Zonu) ‘dur. Bu nedenle KAFZ, Batı Anadolu’ya ulaştığında çatallanır. Çatalların içerisinde söz konusu yayın eğriliğine en uygun olanı orta koldur. Ancak KAFZ, Marmara Denizinin tabanında, faya daha az direnç gösteren bir çek-ayır zonu bulunca, kuzey kolunun da kuzeyinde bir en kuzey kol oluşturuyor. Marmara Denizinin tabanından geçen bu en Kuzey kol, batı Anadolu’daki toplam devinim miktarının neredeyse %80’ının kendi üzerine alıyor. İşte bu nedenle Güney Marmara Bölgesindeki 12 adet faya, devinimin %20’si kadar bir pay kalıyor. Bu yüzden Güney Marmara Faylarının deprem üretme aralıkları, en kuzey kola göre biraz daha düşüktür. O yüzden Güney Marmara Bölgesi halkı, her üçyüz-beşyüz yılda bir olan depremleri, nesiller boyu süren depremsiz günler yüzünden çabucak unuturlar. Fakaaat. Ne yazık ki bu uzun erimli sükunet günlerinin acısı hep(!) fena çıkarılmıştır. Bu seyrek aralıklarla oluşan depremler, gerilim rejimine hiç de uymayacak büyüklükte oluşmuşlardır. Yani gerilim altındaki doğrultu atımlı faylardan M=6’lık depremler beklenirken, hep M=7 ± 0.2 ‘lik depremler ortaya çıkmışlardır. Bunu, arada kalan yerkabuğu şeritlerinin yarı sert sürüklenimlerle biçim değiştirmesine yormak gerekir. Yine de bu GPS verilerine pek uygun olmayan bir tarihsel gerçek var. Genellikle Marmara denizinde oluşan her büyük depremden sonra, Güney Marmara Bölgesindeki bu 12 adet faydan biri, büyük bir depremle yanıt vermiştir. Doğal olarak bu olgu katı bir kural değildir. Ancak %80 gibi bir olasılıkla bölgedeki depremler, bu biçemde çalışmaktadır.Bandırma ve Erdek Körfezlerinde sıklıkla rastlanılan deniz çekilmeleri ve gizlice oluşan deniz basmaları, ortada deprem, gel-git, veya Karayel-Yıldız-Poyraz troykası yokken oluşuyorsa bunun tek nedeni, deniz tabanındaki depremsiz yamulmalardır. Depremsiz yamulmalar ise Ana şokun yaklaşması dolayısı ile oluşan rahatsızlıklardan başka bir şey değildir.Simav depreminden bir yıl önce, o zaman tanışmadığım Simav’dan Sayın Mehmet Ali Özbe, “Biz üvey evlat mıyız?” diyerek beni Simav’a davet ettiğinde, “Kusura Bakmayın Mehmet Bey. Simav’a gelmeyeceğim. Gelip de yalan mı söyleyeyim?” diye yanıtlamıştım.İzleyen paragrafta yazacaklarım kimilerini rahatsız edecektir. Ne yani? Yalan mı söyleseydim! 1.Bandırma’nın içerisinden geçen ve uzun yıllardan beridir suskun olan Edincik Fayının, İmralı Mutasavver fayı ile Çınarcık’a doğrudan bağlanması olasılığı vardır. O zaman bu fayın kapasitesi diri fay haritasında görülen miktarı ikiye katlar. 2.Bandırma’nın içerisinden geçen ikinci fayın adını, yeni diri fay haritasında “Bandırma Fayı” olarak koymuşlar. Bu Bandırma Fayının da doğuda Mudanya üzerinden Gemlik Fayı ile, batıda Sarıköy fayı ile bata-çıka birleşmesi olasılığı vardır. Bu nedenle Bandırma fayının olası kapasitesi, diri fay haritasında görüldüğü kadar cılız olamaz. 3.Bütün bunlara ek olarak Bandırma Körfezi ve Erdek Körfezinin birinci derecede tsunami’ye açık olduğunun bilinmesi ve ona göre sahillerde yapılaşma önlemlerinin alınması gerekir.