H.A.A.R.P. (İstek üzerine derlendi).DEPREMLE YERMAGNETİK ALANININ İLİŞKİSİ..Porof.Dr Uğur KAYNAK

Eğer bir ferromagnetik, ferrimagnetik veya antiferromagnetik mineralin içindeki demir atomlarının nukleus’ları küresel simetriye sahiplerse, mineral Paramagnetik Faza geçmiş demektir. Yani Curie veya Neel Temparatürünün üzerinde ısıtılmış demektir. Ki zaten demir atomu içeren ve kayaç yapan minerallerin tümü, yaklaşık 680⁰ C sıcaklığın üzerine çıkılan Conrad Süreksizliğinin altındaki derinliklerde paramagnetik faza geçtikleri için yermagnetik alanı ile etkileşemezler.Öyleyse depremle veya bizi ilgilendiren fenomen olan deformasyonla Magnetik özellikler taşıyan minerallerin etkileşimi yaklaşık olarak 20 km derinlikten sonra yok olur.Bu durumda kıtasal üst kabukta veya bazaltik okyanussal kabukta deformasyonla ilintili olarak piezomagnetik anomali üreten demirli kayaçlar vardır.Piezomagnetik Etki:Eğer magnetik özellikler taşıyan III-A Grubu elementlerden özellikle Fe, Co, Ni içeren minerallerin atom çekirdekleri, bir dış mekanik etki yani deformasyon zorlaması altında kalırlarsa, buna uygulama pozisyonuna bağlı olarak iki farklı tepki verirler. Çekirdekleri kolay mıknatıslanma eksenleri boyunca ya Prolate Spheroide, ya da Oblate Spheroide biçiminde şekil değiştirir. Her iki durumda da atom çekirdeği dışa karşı magnetik alan üretir. Diğer bir deyişle nukleus’ların merkezindeki iç magnetik alan değeri sıfırdan farklıdır. Buna Paleomagnetizmada “Magnetostriksiyon” denilir. Bu üretilen nükleer magnetik anomali, ya artı yönde ya da eksi yönde yermagnetik alanı ile etkileşir. Bileşke alan yerel magnetik anomali oluşturur. Buna Piezomagnetik etki adı verilir. Büyüklüğü çoğu kez 5 (beş) nanoTesla’yı aşmaz. Dolayısı ile diğer ısı, basınç, tork, vs,…gibi magnetik anomali kaynakları arasından izole edilemeyecek kadar güçsüzdür. Depremlerle ilişkisini ölçmenin pratik bir anlamı yoktur.Biz Jeofizikte bedavacılık yaparak son otuz-kırk yıldan beri VLF bandındaki vericilerin ürettikleri global elektromagnetik yapay kaynağı kullanarak Maden Aramaları yaparız. Son on yıldan beridir de bu global navigasyon vericilerinin public bandın tecavüzünden kaçmak için başvurduğu ELF bandından yararlanan aletler üretmekte ve kullanmaktayız. Yani ELF bandındaki sinyallerin penetrasyon derinliklerinin çok fazla (yaklaşık 40-50 km) olmasından kaynaklanan bir paranoya ile karşı karşıyayız. Enerjinin ve momentumun sakınımı kanunları atom fiziğinde de astronomide de yani evrensel olarak her yerde geçerlidir. Sadece düşük enerjili gamma ışınlarının emisyonu – absorbsiyonu – reemisyonu işlevinde çok özel şartlar altında, çok özel atomlarda bir miktar ve bir müddet ertelenebilir. Bu erteleme ise atom altı parçacıklar için söz konusudur. Evrende hiç bir işlevi karşılığını ödemeden yapmanıza izin verilmez. Örneğin eğer. 300 km boyunda 1 km eninde ve 30 km derinlikte bir fay blokunu 1 metre öteye atmak istiyorsanız,300.000 m x 1.000 m x 30.000 m = 9.000.000.000.000 m39.000.000.000.000 m3 x 3000 kg = 27.000.000.000.000.000 kg264.870.000.000.000.000.000 Newton264.870.000.000.000.000.000 Newton-m (Joule)98.795.510.000.000 HPYaklaşık 99 trilyon beygir gücü eder. Bunu 1 metrelik atım yerine normalinde olduğu gibi 5 metrelik bir fay atımı için hesaplarsanız,493.982.550.000.000 HP olur. Hasar ve yıkım yapabilecek Şiddetli bir deprem yapabilmek için 493 trilyon beygir gücü gerekiyor.Ya da hesaba kg da iken kaldığımız yerden devam edersek, 27.000.000.000.000.000 kg = 27.000.000.000.000.000.000 gram27.000.000.000.000.000.000 gram x 10+7 erg/gram = 270.000.000.000.000.000.000.000.000 erg1.000.000.000.000.000.000.000.000 erg = 1 Megaton olduğuna göre,270.000.000.000.000.000.000.000.000 erg / (10+24) = 270 MT270 adet 100 Megatonluk Termonükleer bomba (Hidrojen Bombası) demektir. Ekte 52 Megatonluk Eniwetok Atolüne atılan termonükleer patlama görülüyor. Bunlardan ,51 x 100 = 5100 adet lazım. Nerede bu Urfa’nın bolluğu. Yerkabuğunu sallamak kolay mı?Bir de bunun radyo dalgaları ile yapıldığını düşünün. Radyo dalgalarının eti ne ki budu ne olsun? H.A.A.R.P Amerika Birleşik Devletlerince Alaska’da İyonosfer’e yönelik olarak kurulmuş bilimsel bir araştırma kuruluşunun adıdır.İyonosfer ise Atmosferimizin Mezosfer katmanı içerisinde güneşten gelen yüksek enerjili parçacıkların ve girgin ışınların bu katmandaki gaz atomları ile “Bir Atomluk Nükleer Reaksiyonlar” yapması ve onları iyonize etmesi sonucunda oluşmuş, hem yüklü parçacıkların hem de yüklü iyonların yermagnetik alanı içerisinde hidromagnetik davranış gösterdikleri birkaç katmana verilen isimdir. Amerikalılar abreviation (bir kavrama yeni bir isim takarken Baş Harflerinden kısaltma yapmayı) çok severler. NATO, CENTO, UNESCO, FİBA, NBA … gibi. Bizde de MTAE, DSİ, THY falan var. Ancak bunu yaparken kasten, bir anlam ifade edecek kelimeleri kısaltmak gibi bir kurnazlık da yapılabilmektedir. Bunun en ilginç örneğini Bill Gate, assembly ‘den çok farklı olan ve ilk piyasaya sürdüğü interpreter olan “evcil bilgisayar programı” da denilebilecek B.A.S.I.C (Beginners All-purposed Symbol Insturaction Code) ile sergilemişti.Şimdiiii. Petrol genellikle kimlerin elinde? El cevap: Müslümanların. Peki Arapların, Türklerin, İranlıların çok iyi bildikleri WAR anlamına gelen HARP kelimesinin İngiliz alfabesinde fonetik karşılığı nedir? El cevap: HAARP . Adamlar Jeofiziği kullanarak Müslüman petrol ülkelerine Harp ilan etmekteler. Venezuella ve Meksikayı ise O.I.L.L. ya da G.A.S.O.L.I.N.E. diye bir sloganla sonra halledecekler herhalde! Bakın neler oluyor oralarda.Jeofizikte çok önemli bir ölçü tekniği vardır. Bu yöntem, <Sıfır Okuma Yöntemi>adını alır. Doğrudan ölçülmesi olanaksız doğal olaylara (fenomenlere) karşı çok zekice geliştirilmiştir. Biz jeofizikçiler bunu Rezistivite ve Flux-Gate magnetometrelerinde kullanırız. Yöntemin çalışma prensip’i, 1) Hedef alınan parametrenin nasıl çalıştığını tam olarak bilmek,2) Olayın hareket denklemini çıkarmak,3) Olayın aynısını üreten bir sinyal jeneratörü imal etmek,ve 4) Bu sinyali, doğadaki orijinal sinyali tümden söndürecek biçimde (ters yönde fakat eşit büyüklükte) olmak üzere kaynak sinyalin üzerine göndererek onun sadece bizim bulunduğumuz noktadaki etkilerini yok etmek.Böylece bizim bu işlemi yaptığımız noktada kaynak sinyali tam olarak söndürüldüğünde, kaynak sinyali her ayrıntısı ile fakat ters yönü ile ölçmüş oluruz. Çünkü onu söndüren sinyal ona eşit ve ters yönlü, ters fazlı, ( yani ters periyodlu,) ters şiddetli, eşit enerjili…vs. olmak zorundadır. İşaretini değiştirdiğinizde orijinal sinyal elinizin altında demektir.Adresi bilinen internet sitelerinden okuduğum kadarı ile HAARP projesi de yukarı atmosfere yönelik bir ölçüm projesidir. Adamlar yeterince teknik ayrıntı vermekten de geri kalmamışlar. Ancak asıl amaçlarını yazmıyorlar. Orada çalışanların büyük çoğunluğu Jeofizikçi, diğer bir kısmı ise plasma fizikçisi falan olmalı. Çünkü çalışılan mekân Jeofiziğin kapsama alanındadır. Çalışılan fenomen ise atom fiziğini, plasma fiziğini ilgilendiren “yüklü parçacıklar ve iyonlaşmış atomlar” dır. Yani İyonosfer Katmanlarıdır. Jeofizik, atmosferin de dışına kadar ulaşan magnetosferden, yerkürenin merkezine kadar olan her noktayı çalışma alanı olarak seçerken, Jeoloji çalışma alanı olarak karaların yüzeyini yani yeryüzünü seçer. Jeofizik yerin altını ve üstünü teknoloji harikası elektronik cihazlarla ölçerken, jeoloji yerin birkaç metre altını bile “tahmin etmek” zorundadır. Amerikan Bilimler Lugatine göre “Aletle Jeoloji yapan kişiye Jeofizikçi denilir!”. Ancak benim yukarıdaki tanımlamama göre bu lugat, jeofizikçiyi tanımlamak için çok sığda kalmaktadır. Lütfen bana “Vay be. Hocaya bak. Meslek taassubu (şovenizmi) yapıyor!” demeyin. Zira burada açıklanamayacak kadar büyük haksızlıklar ve saldırılara karşı, benim bu yaptığım sadece “Nefs-i Müdafaa” dır. Konumuza dönelim. Eğer siz iyonosferdeki Sporadik-F katmanının bütün doğal karakteristiklerini çözmüşseniz ve ona tam da Yerküreye deşarj olduğu noktada çok küçük bir orantıda bile olsa aynı biçemde (formatta) bir takviye ya da sönüm yapabiliyorsanız, o zaman bu karşılıklı etkileşimin (mutual interaction’un) Yerkürenin başka noktalarında Örneğin Hawaii’de ya da Okinawa’da hatta Antarktika’da nasıl sonuçlandığını da ölçebilirsiniz. Bu katman ise Global Telekomünikasyonun uydusuz olarak kullanılmasını sağlayacak tek araçtır. Bu yolla Güneşten kaynaklanan bozucu etkileri (parazitleri) yok edebilmek için yapabileceğiniz girişimleri uzun dönem sınıflandırma ile otomatik olarak çözebilecek bir program sürecine sahip olduğunuzda ise sadece bu teknolojiye ve donanıma sahip olan ülkelerin uçak gemilerinin veya üslerinin kumandanlarının sürekli konuşabileceği bir “Global Telekomünikasyon Şebekesi”ne sahip olursunuz. Bu şebeke ise artık teknoloji transferinin ticari çekiciliğinden dolayı herkese açık olan uydu yayınlarından bağımsız olup, o teknolojiye sahip olmayanın deşifre edemeyeceği bir medyadır.Bu şartlar altında iyonosfere birkaç dönümlük bir düzlemsel anten ağı ile iyonosfer için çok düşük miktarlarda enerji transfer etmenin hiç kimseye bir zararı dokunmaz, ama olayı kontrol edene inanılmaz üstünlükler sağlar. Bilirsiniz, çok önemli bir slogandır. Muhabere olmadan Muharebe olamaz derler. Bir vecize de benden olsun:İyonosfere hakim olan Komunikasyona hakim olur!HAARP Projesinde hedeflenen erek, onun bunun altında deprem üretmek değil, (zaten bu fenomenle alakası yok) daha da korkunç olarak tanımlanabilecek, bütün yeryüzü ülkelerinin tepesine, adrese teslim füzelerle çökebilecek bir Global Süper Jandarma Devlet’i yaratmaktır. Zaten şu anda USA’nın ülkesi dışarıdaki asker sayısı neredeyse içeridekilere yaklaşmıştır. Bu görüntü bile USA’nın nereye koştuğunu saklanamaz biçimde göstermektedir. Çin bile bu meydan okumaya 2 milyar nüfusla karşı koymanın anlamsızlığını fark edince, ekonomik güçle karşı koymanın yollarını aramakta ve bu yolda çok başarılı adımlar atmaktadır. Ancak bir gün Çin’in de refah seviyesi yükseldiğinde, ucuz hammadde + ucuz işçilik silahından yoksun kalabilir. İnsanca yaşamanın bedeli ne yazık ki çok ağır. Bunu Avrupalılar da fark ettiklerinde (iş işten geçmiş olsa da) bir zamanlar birbirlerini boğazlayanların can havli ile birbirine sarıldıkları bir AB ile direnmeye çalışmakta ve görünen o ki bizi de hatta Rusya’yı da almak zorunda kalmaktalar. Ancak Avrupa’da Türkiye’yi hâlâ USA’nın Truva Atı olarak görenler var. Şu anda Avrupa kamu oyu, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olsa da, Avrupa’nın bütün siyasi liderleri beyinlerinde Türkiye’nin üyeliğini kesinlikle onaylarken, kalplerinden gelen “Sen ne yapıyorsun kardeşim? Çıldırmış olmalısın!” sesi ile irkilmekteler. Tekrar konumuza dönelim: Kendinizi HAARP Projesi herhangi bir “Bilim Kurulu Üyesi” yerine koyun lütfen. Milyonlarca dolar yatırım yaparak Alaska’nın dondurucu soğuğunda yıllarca çalışıp çabalıyorsunuz. Bir de internet siteniz var. Bu sitede yapılan bilimsel çalışmaları “tam metin halinde” yayınlıyorsunuz. Bütün dünya kamu oyuna karşı, hiçbir mecburiyetiniz olmadığı halde “sözüm ona” şeffafsınız. Yüzlerce sayfa tutan bilimsel çalışmalar yayınlanmış durumda. Onlarca sayfa tutan proje ilgili açıklamalarınız, aletlerin ve sistemin çalışma biçimleri ilgi açıklamalarınız var. Ben bunları iyiden iyiye inceledim. Bütün amaçlarının İyonosfer sporadik F katmanı ile D katmanının USA lehine kontrol edilmesi ve bu yolla diğer ülkelere büyük bir askeri üstünlük sağlamak olduğu görülüyor. ASLINDA TEKNİK OLARAK HEDEF BU KATMANLARI ÖZEL FREKANSLARDA ÇALIŞAN PARABOLİK ANTEN HALİNE GETİRMEKTİR. Bunu da henüz tam olarak başarabilmiş değiller. Askeri alanda GPS ağının kullanımı bile bu HAARP teknolojisinden birkaç adım önde bulunuyor. Bu bilgi birikimini yeteri kadarı ile dünya kamuoyuna açıklıyorsunuz. İyi de siz yaptığınız bu büyük bilimsel araştırmanın neden hiçbir yerinde, hiçbir satırında “Earthquake” kelimesine yer vermiyorsunuz? Yoksa bu manyetometre kayıtlarının aslında depremlerin kestiriminde çok güçlü bir araç olduğunun(!) farkında değil misiniz? Ne alakası varsa? Neden ne siz araştırma ekibi ne de sizin Rus ve Japon araştırma ekibi HAARP projesinin depremle ilgisi hakkında tek kelime etmiyorlar. Bu Amerikalılar embesil mi yoksa idiyot mu? Yıllarca HAARP’ın kamuya açık Düşey, yatay ve total mangnetik alan şiddeti grafiklerini ve Total Elektron Yoğunluğu grafiklerini takip ederek yerkürenin herhangi bir yerinde oluşan M>5 depremlerin ilişkisini yakalamaya çalışan amatör gözlemciler hep düş kırıklığına uğramışlardır.Buna karşılık (hâlâ) kamuya açık web sitelerinde bu amatör gözlemciler “Manyetometreler yine kudurdu. Ardından da falanca deprem geldi” ya da “Manyetometreler çok hareketli. Şu üç beş gün içerisinde bir yerlerde bir 7+ deprem beklenilir.” Gibi ne Amerikalıların ne Rusların ne de Japonların bile aklına gelmeyecek yorumlar yapmaktadırlar.. Fakat iyonosfere yönelik çalışmaların depremlerle ilgili bir bölümü var. Buna LAI Project denilmektedir. Açılımı ise Litosfer-Atmosfer Etkileşimi demektir. Ancak Japonlar ve Ruslar bu araştırmaların Deprem Kestirimine yönelik olmak üzere bir takım hesaplamalarla başarılı olabileceğini umdukları çalışmalara girmiş bulunmaktalar. Ama HAARP ekibinin bu yönde ne bir niyeti ne de bir umudu var. Çünkü İyonosferin salımınlarını etkileyen en az kırk farklı etkenden sadece biri depremler olabiliyor. İyonosfere bakarak yani magnetometre kayıtlarını ve TEC kayıtlarını inceleyerek bu onlarca bozucu etkinin binlerce gammalık total etkisinden yok edip geriye depremlerin oluşturduğu en çok 4-5 gammalık salınımları izole etmek şimdilik hiç kimsenin harcı değil… Üstelik bu konuda en az on kez uyarıcı yazılar yazmama rağmen ve magnetik yöntemle deprem araştırmalarının yapıldığını, piezomagnetik etki ölçümü ile veya süsseptibilite anizotropisi ölçümü ile kimi başarılar elde edildiğini, ama başarı yüzdesinin oldukça düşük kaldığını, fakat kutup dairesi bölgesindeki auroral deşarjların oluşturduğu magnetik fırtınaların, depremlerden BİR etkilense de güneşten BİN etkilendiğini defaatle yazmıştım. HAARP parametrelerinde geriye dönük magnetometre kayıtlarına da link verilmiş. Öyleyse bunlar sismik amaçlıdır.” Diye bir önyargı ile hareket etmekteler. Benim bıkmadan usanmadan “Arkadaşlar Magnetometre kayıtlarının depremlerle ilişkisi yok” diye ısrar etmemin tek nedeni magnetometrelere umut bağlanmamasıdır.Bu konuda Gürkan Hacır, Haarp ile Google’dan ulaşılabilecek bir açık oturum var. Karşı tezde olan her üç kişiyi de her ileri sürdükleri fikri çürütecek bir oturum oldu benim açımdan. Arzu edenler Şimdiki Zamanlar, Uğur Kaynak Haarp diye de arayabilirler.Didim’de, açık arazide yaklaşık 125 metre yüksekliğinde düşey antenlerden oluşan bir Elektromagnetik Sinyal verici istasyon var. Bu vericinin görevi Akdeniz, Karadeniz ve Marmara’daki deniz trafiğini düzenlemektir. Çok düşük frekanslı radyo dalgaları üretiyor. Bu radyo dalgaları aynı frekanslarda yayın yapan Moskova vericisinin yayınladığı dalgalarla ve Roma vericisinin yayınladığı dalgalarla faz farklı girişimler yapmaktadır. Her üç ELF istasyonunun da kullandığı elektrik enerjisi neredeyse orta boy bir kasabanın harcadığı kadardır. Bu çok uzun radyo dalgaları hiçbir public bant’la veya askeri bant’la girişim yapmaz. Dolayısı ile seyir halindeki gemilerin parazitik sinyal almaları olasılığı yoktur.Bu çok güçlü elektromagnetik dalgalar ne yakındaki ne de uzaktaki bir manyetik cismi veya demir’den mamul bir cismi etkileyemez. Yani onbinlerce tonluk demirden mamul gemilere bir mekanik etki yapamaz. Çünkü gemiler demagnetize edilirler. İşte bu yüzden geminin antenleri bu dalgaları alıp ancak güçlendirerek (amplifikasyon) işleme sokarlar.Neredeyse HAARP da bu kadar enerji kullanmaktadır. HAARP’ın yaptığı şey de İyonosfer katmanlarına elektromagnetik dalgalar göndererek onları biçimlendirmektir.Diğer bir görevi de Aurora Borealis denilen kuzey kutup ışıklarının enerji dağılımlarının ölçülmesidir. Diğer taraftan bu kuzey ışıklarının Toplam Elektron Yoğunluğu da ölçülmektedir. Hazır istasyon kurmuşken bir de Bu İyonosferik girişimlerin ve Aurora deşarjlarının yermagnetik alanı üzerindeki etkilerine de sürekli gözlem yaparak bakılmaktadır.Bu antenlerle iyonosfere enerji yüklenecek, bu enerji uydulara nakledilecek, uydular bu enerjiyi faylara aktararak onların çalışmasını sağlayacak. Cak, Cak… Demirden bir gemiye hiç etki etmeyen Elektromagnetik Sinyaller mi Trilyonlarca ton yerkabuğunu kaldırıp yürütüp deprem oluşturacakmış. Geçiniz.Atlas Okyanusunun Gulf Stream sıcak su akıntılarından buharlaşan anti-siklon bulutlarının en küçüğü 10 milyon kilometre kare kadar olup Avrupa Kıtasının tamamını kaplar. Bu antenler Trilyonlarca ton su taşıyan bu bulutları mı yönlendirecekmiş. Geçiniz.Hedef Belli. Görev Belli. Hedef iyonosfer Sporadik F Katmanını sinyal göndererek parabolik anten biçimine sokmaktır. Neden mi böyle bir şeye kalkışmışlar. Deprem üretmeyi veya iklimlerle oynamayı unutun. Nedeni korkunç. Büyük bir dünya savaşı çıktığında bütün dünyadaki uydu bazlı telekomünikasyon tesisleri ve uydular tahrib edildiğinde, Dünya çapında bir askeri haberleşme ağı oluşturmaktır hedef. Muhabere olmadan Muharebe olmaz!!!

İçeriklerimizi beğendiyseniz paylaşarak bize destek olabilirsiniz.