YERKÜRE’NİN ISIL BÜTÇESİ.Prof .Dr. Uğur Kaynak

Vallahi hayranım bu batılı bilim adamlarına.Adamlar, Yerkürenin Güneşten aldığı ısı enerjisini ne yaptığını merak edip, yeryüzünde her yere bilmem kaç tane sıcaklık ölçer yerleştirmişler. Bunu da herhalde bilgisayar simülasyonu ile denetliyorlar. Güneşten alınan ısı enerjisi miktarı çok büyük bir doğrulukla biliniyor.(mu acaba?) Eğer bu ısı enerjisinin yerküre tarafından nasıl kullanıldığı, nerelere harcandığı, nerelere depolandığı bilinirse, belki de daha sağlıklı enerji politikaları üretilebilir. Ne kadar ilginç değil mi? Hatta ilginçten de öte, Çoğoş! Çoğoş!Sevgili ve de batılı klimatolog mu, fizikçi mi ne olduğunu bilmediğim arkadaşlar. Bu Çoğoş Projenize hayran olmamak, hatta kurban olmamak elde değil. Değil de, bazı basit sorularım olacak? -Neyi ölçüyorsunuz?-Isı alış verişini.-Kimin?-Yerkürenin!-Peki o zaman ekibinizde bir yerbilimci olması gerekmez miydi? -Bilmem. Gerekir miydi?-Hem de uzmanlık dalı “global tektonik” olan bir yerbilimci olması gerekirdi. İşte o zaman böyle saçmalamazdınız.Açıklayayım:Güneşten gelen sabit akılı ısı ışınları (infra rouge) atmosferin en alt katmanı olan troposfere ulaşınca, troposferde giderek artan oranda yer alan CO2 gazı tarafından emilerek, kendisini ve çevresindeki diğer atomları, molekülleri ısıtır. Bu ısınan traposferin yaptığı ikincil ısı ışıması ise, su buharı (bulutlar) da dahil olmak üzere sera gazları tarafından engellenerek tekrar uzaya kaçması (yani uzaya yansıması) engellenir.Bu arkadaşlar işte burada bir gariplik olduğunu fark etmişler:Alınan ısı’nın, Traposfer tarafından soğurulan + Tekrar uzaya yansıtılandan daha fazla olduğunu fark etmişler. “O zaman bu fazlalık (eşitliğin diğer tarafından bakarsanız, noksanlık), enerjinin sakınımı yasası gereği, bir yerlerde depolanmalıdır” demişler. Doğru söylemişler. Ama bundan sonra saçmalamışlar. Neymiş efendim, bu noksan ısı enerjisi denizlerin tabanında depolanıyormuş. Bir gün çevreye salınırsaymış, bütün dengeler bozulurmuş. Başımız da belâya girermiş.E pes yani arkadaşlar. Hiç mi üzerinize gök gürlemedi? Hiç mi doğal olaylarla karşılaşmadınız? Hiç mi fizik bilmiyorsunuz?Güneşten alınan ısı enerjisi troposferdeki CO2 tarafından alındığı gibi, “tüm yeryüzü” tarafından yani tüm karalardaki toprak, kaya, orman, buzul vs yüzeyi tarafından ve tüm okyanus, deniz, göl, nehir yüzeyi tarafından da alınır. Bu alınan ısı su tarafından alındığında ısınan su yüzeye çıkar. Konveksiyonla da bu sıcak suyun derinlere daldırılması söz konusu değildir. Konveksiyon demek sıcak akışkanın yüzdürülmesi demektir. Kaldı ki en yoğun su, en soğuk su değil, +4°C’deki su olup, sürekli olarak dibe çöker.Bu alınan ısı, katı yeryüzü tarafından alındığında madenciler tarafından çok iyi bilinir ki mevsimsel ısının en etkili olabildiği derinlik iki metreyi geçemez. Yani güneş ısı ışınlarının dik alındığı yaz aylarında bile etki derinliği en çok iki metredir. Karalarda ondan sonraki derinliklere madenciler tarafından (jeotermik gradyan göz ardı edildiğinden) sabit ısı bölgesi denilir. Kaldı ki her derinliğin kendine has sabit bir ısısı olup bu ısı da derinleştikçe artar. Örneğin 100 metre derinlikteki bir kömür galerisi yaz kış 23°C ise, 50 metre sonra 150 metre derinlerdeki galeri yaz kış hep 24°C ‘dir. Buna karşılık 45 metre sonra 195 metre derinlikteki galeri hep 25°C dir. Oysa 40 metre sonra 235 metre derinde hep 26°C sıcaklık ölçülür vs.Fakat bu yöredeki bütün kömür ocaklarında hep aynı derinliklerde yine bu sıcaklıklar ölçülür. Bunun tek açıklaması vardır. Yeryüzünden itibaren bir iki metre sonraki derinliklerde sıcaklık yeryüzündeki iklimsel (Güneşe bağlı) değişimlerden bağımsızdır.Gelelim zurnanın düt dediği yere:Kömür ocağında maden ocağında veya sondaj kuyusunda fark etmeksizin bu sıcaklık dağılımı böyleyse her yerde bu kalıpta derinleştikçe sıcaklık artıyor demektir. Artıyor ama yüzeydeki değişimlerden bağımsız olarak artıyor demektir. Okyanuslardaki konveksiyonun temel amacının sıcak suyu yükseltmek, soğuk suyu batırmaktır. İyi de o zaman milyarlarca yıl süren bu konveksiyon katmanlaşması sonucunda okyanusların da Karadeniz gibi katmanlaşması gerekmez miydi? Evet gerekirdi. Hem de bu işlemin üç milyar yıl önce tamamlanması gerekirdi. Peki okyanusların katmanlaşmasını önleyen engel nedir. Yanıt:Okyanus tabanı yarık volkanizması. Konveksiyon şöyle çalışır. Güneş tarafından ısıtılan okyanus suları derinlere batamaz. Yüzeyde durmaya çalışır. Buna karşılık kutuplarda soğutulan yüzey suları derinlere batar. Diğer taraftan derinlere batırılan soğuk sular tekrar yarık volkanizma ile ısıtılarak yüzeye çıkarılır. Yani Güneşin ısıttığı batmaz. Kutupların soğuttuğu sular dibe batar.Peki o zaman hesapla yakalanamayan noksan ısı enerjisi nerede depolanıyor? Yanıt:Kıtaların yeryüzünde ve okyanus yüzündeki ilk bir-iki metrelik katmanın ısıtılmasında kullanılıyor. Bu yüzey bulutsuz gecelerde uzaya sanıldığından fazla ısıl radyasyon enerjisi göndererek kendisini soğutur ve bulutsuz gecelerde ayaz soğuğu oluşur. Uzaya doğru radyasyonla gönderilen bu muazzam ayaz ısı gideri, ertesi gün Güneş tarafından karşılanır. Diğer taraftan Okyanus sularını dipten milyarlarca yıldan beri ısıtan yarık volkanlar bu ısı enerjisini nasıl sabit tutabiliyorlar? Yanıt:Bunu da Ay’ın yaptığı med yuvarlanması sürtünmesinin ısıl karşılığı kotarıyor. Sonuç: Güneşin buna sadece ısı ışınları ile yani radyasyonla katkısı olmaz. Bir de kütle transferi ile katkısı olmaktadır. Güneşten alınan ve Yukarı atmosferde tuzaklanan yüklü ve yüksüz parçacıklar sonunda kutuplardan yerküreye Aurora olarak deşarj edilirler. Milyarlarca yıldan beri bu kütle transferi sayesinde yerküre kütle kazanmakta ve dolayısı ile içsel basıncı arttığı için merkezinin sıcaklığına katkı koymaktadır. Yani Güneş doğrudan yeryüzünü ve dolaylı olarak yer içini ısıtmaktadır. Batılı bilim adamlarının nereye gittiğine bir türlü karar veremedikleri noksan ısı diye bir şey söz konusu bile edilemez. Yerküre termik bakımdan, örneğin 10 milyon yıl gibi kısa sürelerde dengede kabul edilebilir. Daha uzun, örneğin 100 milyon yıl gibi görece uzun sürelerde ise ne yazık ki soğumaktadır. Bunda, Ay’ın her yıl birkaç cm uzaklaşmasının ve uzaya gönderilen ısıl radyasyonun etkinliğinin rolü vardır. Eğer bulutlar da dahil olmak üzere, sera gazları etkinliklerini uzun erimde sürdürebilirlerse, o zaman yerkürenin soğuması da geçici bir süre için askıya alınmış olacaktır.Diğer taraftan bütün iklimsel oluşumların hepsini etkin biçimde kontrol eden enerji kaynağı, okyanus sularını yüzeyden ilk iki yüz metre kalınlıktaki kısmını ısıtan güneş ısı ışınları ve dipten ısıtan yarık volkanizmadır. Bu iki baskın etkinliğin uzun erimde yaptığı salınımlar ise buzul devirlerini ve ılıman devirleri oluşturmaktadır. Bu konuda “Milankowitch Evreleri” Başlıklı yazı salık verilir.