Deprem Bulutları

0

deprem bulutları

DEPREM BULUTLARI
Uğur Kaynak (Ph.D.)

Jeofizik Bülteni – Sayı.252 – Ocak,Haziran 2006

Abstract
The author of this article decided to work about the “earthquake clouds” after the ionosphere investigations begin to announce like “there are some relationship between the ionosphere and lithosphere.” These relationships are based on the huge amount of electric discharges from surrounded “strained” rocks of a stressed fault zone.
On the other hand, the ionosphere affected from huge amount of the Coulombic bearing particle coming from sun by the solar winds. This phenomenon also will affect the lithosphere but only by the induction effect to the natural displacement currents.
When the fault planes begin to emanate electrons to the lower troposphere by the piezoelectric effect, the newer electrostatic forces of these electron clouds will disturb the entire electric and magnetic systems located on the closed environments of it. It will be survive until the ejected electron clouds will be reabsorbed by the main capacitor of the earth because of the positive holes remnants. Just on this exaggerated electron bearing condition of the lower troposphere, there may be two kind of coulombic bearing earthquake clouds produced from lithosphere and induced ionosphere. The lower earthquake clouds induced from the emanated electron clouds directly, called here as “electrostatic earthquake clouds” and stratospheric ice clouds that known as jet-streams called “ionic earthquakes clouds” when they deviated from their flying route because of their positive charges.
Another earthquake clouds are the “thermal earthquake clouds” emanating of the water vapor and other gases. (Such as radon, argon and methane) Their main gas and vapor ejection column namely “tornado type earthquake clouds” called first by the Japanese investigators. Also there are normal “thermal clouds” produced by the volcanic craters, warm tectonical lakes, hot water springs, and warm rivers streaming in the frozen territories. Because of these abundant types of the thermal clouds, it is very difficult to distinguish the thermal earthquake clouds from the normal one.

Giriş
Üç farklı deprem bulutu vardır. Bu bulutların konumlarını ve biçimlerini tanımlamak pek kolay bir işlem değildir. Örneğin Şekil-1’de verilen Atmosferimizin Hallerine bir bakınız. Burada en azından beş-altı farklı görünüşlü (türden) bulut var. İçlerinde deprem bulutu var mı? Varsa Hangisi? Nasıl ayırt edilebilir?

Şekil-1. Atmosferin Alt Katmanlarından bir Görüntü.

Genel tanımlamalar.
Öncelikle belirtmek gerekir ki deprem yaklaştığında gerdirilen, sıkıştırılan ve bükülen (yani deforme olan) kayaların içerisindeki SiO2 (Silisyum di Oksit) bileşimli kristaller, moleküllerindeki silisyum atomlarının elektron yörüngelerinden (bilimsel adı orbital olup yörüngemsi demektir. Valans bandı da denilir.), atomların dışına (iletkenlik bandına) çok miktarlarda elektron fışkırtırlar. Eğer özellikle SiO2 bileşimli kuvars, tridimit, kristobalit ve stişovit kristali içeren kaya kütleleri, eğilip bükülüp sıkıştırılırlarsa, kayaca uygulanan bu mekanik enerji, kayacın fonon enerjisine (yani katı cisimlerdeki atomların yerlerini sabitleyen kafes enerjisine) transfer edilir. Diğer bir deyişle fonon frekansı (latis titreşim frekansı) yükseltilir. Bunun diğer bir anlamı ise kayaç ısıtılır demektir.

Silisyum “elementi” atomunun, özellikle 2d (2inci diffuse orbital) yörüngesindeki elektronlarının bağ enerjileri, 0°C sıcaklıkların üzerinde bile çok düşüktür. Deformasyonun mekanik enerjisi ile yükseltilen fonon enerjisi, hiperfine interaction aracılığı ile, anında elektron orbitallerine transfer edildiğinde, bu “silisyuma görece” yüksek sayılan fonon enerjisi, elektronik bağ enerjisini aşacağından, 2d değerlik bandından, atom dışındaki iletkenlik bandına, en az bir adet elektron fırlatılır. Buna piezoelektrik olay denilir. Bu olay çok milyar kere milyar atomda birden oluştuğunda, bu muazzam elektrostatik yük birikiminin, doğrudan veya dolaylı olarak iyonosferle etkileşimi söz konusudur. Elektronların troposfere ejekte edilmesi sonucunda bu kez de silisyum atomlarında oluşan pozitif holler nedeniyle yeryüzü artı yönde yüklenecektir. Asıl topraklama kapasitesi izole yerkürenin kendisinde olduğundan ve bu sisteme bir adet 1.5 voltluk pil ile bile girişimde bulunulabileceğinden, piezoelektrik etkiyi yerkürede değil de iyonosferde izlemek, daha temiz bir anomali kaynağı görüntüsü vermektedir. Çünkü olay, yeryüzünde yıldırımlarla, şimşeklerle, deprem ışıkları ile ateş topları ile, kaotik bir süreç oluşturur.

Daha az şiddette olmak üzere deformasyona uğrayan kayaların içerisindeki magnetik mineraller de; yeni, ikincil ve düşük şiddetli bir magnetik anomali (parazitik alan) üretirler. Deformasyona maruz kalıp da, atom çekirdekleri Curié ve Neél sıcaklıklarının üzerindeyken küresel simetrili olan demir, titan, kobalt gibi ferromagnetik ve antiferromagnetik elementlerin atom çekirdekleri, ya kolay mıknatıslanma eksenleri boyunca kısaltılarak mandalina biçimli basık küremsi yani oblate spheroide adı verilen biçimi alırlar, ya da yumurtamsı biçimde uzatılarak prolate spheroide adını alırlar. Her iki durumda da, dışa karşı magnetik bakımdan çift kutuplu bir magnetik moment kazanarak nötralitesi bozulan atom, artı veya eksi işaretli ve dışa karşı çok düşük şiddetli bir magnetik alan üretmiş olur. Artık bu malzemelerin atom çekirdeklerinin olduğu yerde çekirdek iç magnetik alanı da sıfırdan farklı olacağından, buna da piezomagnetik etki adı verilir. İşte bu piezomagnetik etkinin de iyonosferle etkileşimi söz konusudur.

Genellikle ferromagnetik mineraller ilk soğudukları andaki bu şekil bozunumunu milyarlarca yıl saklayabildikleri için, kayaç gerginliğinden oluşan yeni piezomagnetik anomali, bu fosil magnetik alan (Natural Remanent Magnetization) üzerine kurulur. Bu arada, atom çekirdeğinin elektrik alan gradiyenti de değişime uğrar. Yani atom bir elektrik kuadrupol moment de kazanır.

Piezoelektrik olayın en güzel uygulaması, ilk geldiğinde “çakar çakmaz çakan çakmak” diye de reklamı yapılan “manyetolu çakmaklarda” görülebilir. Ancak bu tertibata Türkiye’de yanlışlıkla manyetolu çakmak adı verilmiştir. Dikkat edilirse, çakmağın içerisinde döndürülen bir manyeto olmayıp, onun yerine, tepesine küçük bir çekiçle vurulan bir kuvars kristali vardır. Minicik bir çakmak içerisindeki minicik bir kuvars kristali, parmaktan aldığı mekanik enerji ile, yaklaşık 15 000 – 20 000 (onbeş-yirmibin) Volt’luk bir elektrik yükü atlaması (şerare) oluşturduğuna göre, bir fay zonundaki milyarlarca ton kuvars kristali eğilip büküldüğünde, ne kadar elektron fışkırtacağı tahmin edilebilir.

Kısacası, levhaların hareketi dolayısı ile gerilim altında kalan deprem odaklarındaki (fay zonlarındaki) kayaç gerginliği dayanılmaz düzeylere çıktığında, ya da diğer bir değişle kayaç, kısa süreli bir akma gerilmesi yaşadıktan sonra, kopma gerilmesine yaklaştığında, yani depreme az bir zaman kala, hem magnetik hem de elektrostatik enerji salımları olur. İşte bu iki farklı türdeki enerji, çevresindeki, altındaki veya yukarısındaki iyonlarla ve serbest elektronlarla kolayca etkileşir.

Olayın tanımı bu kadar basit olduğu halde, çözümü bu kadar basit değildir. Çünkü (Ne yazık ki) depremden önce çıkmaya başlayan ve tam deprem anında maksimum düzeye ulaşan elektrostatik ve magnetik enerji salımları, yerkürenin özellikle Okyanusya, Afrika ve Amazon Yağmur ormanlarındaki muazzam miktarlarda elektrostatik yük değişimi (alış verişi) yapan yıldırım deşarjlarından ve yapay yüksek gerilim topraklamalarından, ya da sanayisel (sınai) ve kentsel topraklamalardan soyutlanamaz. Bir de üstelik bu etkileşimin en baskın olarak tesbit edildiği İyonosferdeki Sporadik-E katmanının doyurucu nitelikte bir tanımlaması, ya da hareket denklemi henüz başarılamamıştır. Bilim adamları yıllardan beri “Transparency coefficient X = (foEs – fbEs )/fbEs” ile vaziyeti idare etmektedirler.

Hem Türkiye’deki hem de yurt dışındaki bazı bilim adamları, doğal deplasman akımlarının, özellikle iletkenlikleri yüksek maden yataklarına kanalize olduklarında ürettikleri ikincil Foucoult (Eddy) akımlarının oluşturdukları ikincil elektromagnetik alanlara, sanki her yerde olabilirmiş gibi, “yer altındaki elektromagnetik dalgalar” diyebilmekte ve elektromagnetik alan ile elektromagnetik dalgayı birbirine karıştırmaktadırlar. İşte bu ne idüğü, bilim adamlarınca da pek anlaşılamayan giz’in de, iyonosfer ile etkileşimi (interaksiyonu), deprem bakımından dikkat çekici olabilmektedir. Bu olayı depremle ilişkilendirebilmek için öncelikle, (arındırmak çok zor olsa da) yapay ve doğal tellürik gürültülerden arındırılmış deplasman akımlarının, deprem gerilmelerinde hangi salınım (periyod) değişimleri ve rezonansları yaptıklarının iyi araştırılması ve ondan sonra bu etkileşimden yararlanılması söz konusudur.

Şimdi, Şekil-2’de bulundukları seviyeler ve biçimleri yaklaşık olarak verilen deprem bulutlarını özet olarak tanıyalım.
Şekil-2. Atmosferimizin kesitinden alınmış ve büyütülmüş bir kesim üzerinde üç farklı deprem bulutunun yeri ve yaklaşık şekli.
Şekil-3.Fiziksel özellikleri ile Alt Atmosfer Katmanları

1.İyonik Deprem Bulutları.

Şekil-3’de tanımlanan iyonosfer, bağımsız bir katman olmayıp etkileşim ve oluşum alanı olarak birkaç atmosferik katmanı kapsar. Güneşten ve uzayın derinliklerinden gelen yüklü ve yüksüz parçacıklar ve çok girgin elektromagnetik ışınlar ile tek atomluk reaksiyonlara giren gaz atomlarının iyonlaşması sonucunda oluşmuştur. İyonlaşan atomlar, fazladan bir elektron aldıklarında katyon, verdiklerinde ise anyon adını alırlar. Ancak bunların fiziksel ve kimyasal özellikleri değişmez.

İşte iyonosfer katmalarının özellikle alt kısmında yer alan Sporadik-E seviyesi, Yerküre’nin ilk 100 km derinliklerdeki katmanlarını kapsamak üzere litosfer denilebilecek katmanlarında oluşan depremsel elektrostatik yük salımlarını anında algılayıp, yeni bir biçimsel düzene geçer (Sporadik Anomali). Bu yeni durum ise stratosferin alt katmanlarında oluşan ve jet-stream adını alan “pozitif yüklü” buz kristalleri içeren, çok hızlı ve düzenli (laminar) hava akımları ile etkileşerek, onların rotalarını belli belirsiz bükebilir. Pozitif yük, bir adet asimetrik H2O molekülüne bir adet H atomunun Van der Waals bağı ile bağlanması sonucunda, pozitif yüklü H3O iyonize molekülünden oluşur. Bu pozitif yüklü buzlar, zorunlu olarak yermagnetik alanının itkisi ile kuzey magnetik kutuba doğru uçarlar. Böylece Jet Stream’lerin yaklaşık 700 km/saat – 800 km/saat gibi inanılmaz hızlarının nereden kaynaklandığı da açıklanmış olur.

Ancak büyük bir olasılıkla(!) deprem sırasında, deprem bölgesinin üzerinden geçen ve seyrelmiş stratosfer içerisinde hızla kuzeye doğru yol alan jet-stream’lerde hafif bir monoklinal fleksur oluşur. Bu bükülme ise ancak uydulardan alınacak sürekli ve on-line görüntüler yardımı ile yakalanabilir. Belki de aynı şeyler stratosfer bulutları ve mezosfer bulutları için de geçerlidir. Fakat bunların dedeksiyonları hareketlerinin özelliklerinden dolayı çok daha zor olabilir. Ancak elimizde İyonik Deprem Bulutuna örnek görüntü yok(!) Şekil-3’te ise, deprem izi taşımayan bir Jet Stream fotografı verilmiştir.
Şekil-4. Jet Streams – Ionic E.C. (NASA)

2.Elektrostatik Deprem Bulutları.

Son zamanlarda Türk Medyasında sıklıkla yer alan Ronald Karel’in de gözlemlediği ve varlığı NASA ve DEMETER Projesi yetkilileri tarafından da desteklendiği bilinen deprem bulutları, işte bu elektrostatik (elektronik) deprem bulutlarıdır. Bu bulutlar gerilim altındaki fay çatlağından, depremden birkaç gün önce başlayarak havaya fışkırtılan elektronlarla ilgilidir. Bu elektronlar piezoelektrik olayı ürünüdürler. Terkettikleri kayaçlarda ise pozitif holler oluşur. Bu elektronlar olasılıkla bir gaz çıkışı ile birlikte fışkırırlar. Elektronlar havada kolloidal asılı tozlara, yani her çeşit malzeme parçacıklarına saplandıklarında (presipitation), bu tozlar da iyonlaşmış olurlar. Bu çıkan gazın öncelikle Metan Gazı ve daha az miktarlarda da Radon İyonu ve/veya Argon Gazı olması gerekmektedir. Belki bu gazların ve etken olarak parçacık görevi yapan katyonize tozların, anında havadaki “olasılıkla artı yüklü” su buharının yapışması ile oluşturdukları alçak irtifalı, koyu gri renkli ve hakim rüzgardan bağımsız olarak yer magnetik alanı doğrultusunda hareket eden bulutlar oluşturmasına, “Alçak Deprem Bulutları” denilir.

Açıkça görüldüğü gibi bu hareket doğal olarak magnetik dalım açısından (inklinasyondan) bağımsız, fakat magnetik sapma açısına (deklinasyona), hakim rüzgarla bileşke yapacak tarzda bağımlıdır. Bu bulutların tanımlanabilmeleri için, görülür görülmez içerisine daldırılan uçaklarla anında analiz yapılması gibi organizasyonlar gerekebilir.

Şekil-5.Şüpheli Elektrostatik Deprem Bulutu. (www.sismikaktivite.org -Seçkin Vaner)
Şekil-6. Şüpheli Elektrostatik Deprem Bulutu (www.sismikaktivite.org –Nebahat Kebapçı)
Şekil-7. Şili’de Termik Deprem Bulutu Örneği. (www.sismikaktivite.org)

3.Termik Deprem Bulutları.
Şekil-7-8-9-10-11 ‘de örneği görülen termik deprem bulutları ise doğrudan doğruya aşırı deformasyon yüzünden ısınarak fay çatlağından çıkan “yer altı suyu” buharının, hakim rüzgar altında tıpkı bir jet uçağının exhaust bulutu gibi şekil alması, fakat ondan farklı olarak daha hacimli ve bazen yüzlerce km uzunlukta olması ile tanımlanabilir. Bu bulutların ilk yükseldiği yerdeki görüntüsüne Hortum Tipi Deprem Bulutları (Tornado Type EQ Clouds) adı verilir. Bunlar temik deprem bulutlarına kıyasla daha nadir oluşurlar. Hortum tipi deprem bulutuna Radon iyonunun da eşlik ettiği bilinmektedir. Genellikle depremlerden üç beş gün önce termik deprem bulutlarına rastlamak olasıdır. Çıkış noktası ince, rüzgar altı ucu saçaklı olabilmektedir. Bu özellik sayesinde ısınan fayın hangi uçta olduğu ayırt edilebilir.
Şekil-8. Şüpheli Tornado Tipi Deprem Bulutu (www.sismikaktivite.org –Berna Anıl)

Termik Deprem Bulutlarının M>7 ‘lik bir depremden önce, episantrdan itibaren bilateral yönde bazen 250 km + 250 km = 500 km ‘lik bir segment üzerinde oluştukları gözlenmiştir. (Tadanori Ondoh , 2003, Anomalous sporadic-E layers observed before M7.2, Hyogo-ken Nanbu earthquake; Terrestrial gas emanation model., Adv. Polar Upper Atmos. Res.,17, 96-108)

Özellikle çıkış noktasında çıplak gözle gözlenebilen deprem bulutları, genellikle uydudan gözlenebilirler. Uydudan gözlenebilen “Termik Bulutların” hepsinin de “Termik Deprem Bulutu” olması gerekmiyor. Depremle ilişkili olarak bir fay çatlağından çıkan gazla karışık buhar görüntüsüne ilaveten, büyük bir olasılıkla dikine çıkışın da oluşması gerekiyor. Ondan sonra uydudan rüzgar altı yönde uzayıp giden görüntü yüzlerce km. ilerleyebiliyor.

Ancak Termik Deprem Bulutlarının eninin ve boyunun, depremin büyüklüğü ile orantılı olduğuna ilişkin bir veri yok elimizde. Zira bazen fay çatlağı volatil çıkışına izin vermeyecek kadar sıkı kapalı olabiliyor. Yani hiç Termik Deprem Bulutu çıkışı olmadan da büyük magnitüdlü depremler oluşabiliyor. Buna karşılık kaplıca, ılıca, sıcak su kaynaklı soğuk göl, krater gölü, maar… gibi oluşumların, atmosferik nem oranının çok düşük olduğu günlerde “Termik Bulut” çıkışı yaptığı bilinmektedir. Görüldüğü gibi Termik Bulutlar, orijinlerinde birden çok seçeneklidirler. Bunlardan hangisinin Termik Deprem Bulutu olduğunu kestirmenin en kesin yolu, çıkış noktasına bir tornado’nun eşlik ettiğinin tesbit edilmesidir.

Kobe depreminden önce gözlenen muhteşem görünüşlü tornado’nun her yerde , hele hele denizlerde oluşmasını bekleyemeyiz. Çünkü deniz tabanından oluşan volatil çıkışı, deniz yüzeyine kadar kabarcıklar halinde dağılacak, içerdiği gazların bir kısmı suda eritilecek ve gücünü yitirecektir. Ancak 16 haziran 2006 ‘da İndonezya’da anons edilen deprem bulutu, hiç değilse cılız da olsa denizden de bir tornado çıkışı olabileceğinin göstergesidir. (Şekil-11.)
Şekil-9. Afrika Büyük Rift Vadisinde Yani tam olarak Mozambik-Zimbabwe sınırındaki M=7.5 depreminden önce ve Okyanusya’da Termik Deprem Bulutu örneği (www.sismikaktivite.org)
Şekil-10. Göller Bölgesinde Deprem Bulutu (www.sismikaktivite.org)
Şekil-11. 16.06.2006 günü Indonezya’da Şüpheli Tornado tipi Deprem Bulutları. (from Mr.Kadarsah -a meteorologist in Indonesia.)
Şekil-12. İran M= 5.2 Depreminden Önce Görülen Termik Deprem Bulutu. (www.sismikaktivite.org, Özcan Cabbar)
Şekil-13. 11.Temmuz.2006 tarihinde oluşan Jawa güneyindeki şüpheli termik deprem bulutları. Ve altı gün sonra, 17.Temmuz.2006 tarihinde Jawa Güneyinde M=7.7 Depremi. (www.sismikaktivite.org)

Değerlendirme.
Nerede deprem olabileceğini bilimsel veya deneysel yollarla söylemek bir deprem öngörümüdür. Ancak nerede ve ne zaman deprem olacağını söylemek ise, bir deprem kestirimidir. Bu iki kavramın en baştan doğru olarak kamu oyunca özümsenmesi için, biz jeofizikçilerin aktif rol almasında yarar var.
Zira aksi olursa, bir kez daha deprem büyüklüğü ile deprem şiddeti ayırımındaki güçlükler gibi kavram kargaşasına neden oluruz. Makale yazarınca, insanlığın deprem kestirimi yapabilecek duruma gelmesinde, bu üç farklı türden deprem bulutlarının da bir payı olacağına inanılmaktadır. Bırakın deprem bulutlarını.

Şekil-14.Uydudan alınan IR görüntüsü ile Türkiyenin genel tektonizmasının mükemmel örtüşümü.

Hakim rüzgar etkisi ile biraz kaymış olsa da, Türkiye’nin bütün deprem gerilim bölgelerini, bu Şekil-14’teki uzun dalga IR görüntüsü tam olarak vermiş bulunuyor. Hatta karmaşık olmasın diye çizilmeyen Bitlis –Zagros Bindirmesi bile görüntülenmiş durumda. Gerçi bu zondaki en sıcak bölgenin tam Çermik üzerine rastlaması biraz rahatlatıcı olmasına karşın, ısınan bölgenin devamlılık göstermesi de tedirgin edici.

Bu görüntüye bakarak Türkiye’de hangi tektonik hatların sıcak olduğunu söylemek olasıdır. Ya da tersine, nerelerde yakın dönemde bir deprem beklenilmediği bile söylenebilir. Bu bile bir deprem tahmin yöntemidir. Ancak deprem kestirimi değildir. Çünkü “Sıra nerede?” sorusunun yanıtı bu görüntülere bakılarak bilinemez!

Kaynakça.

1.Enomoto, Y. (2002): A tornado – type cloud observed on January 9, 1995 prior to the Kobe earthquake. Seismo Electromagnetics, ed. by M. Hayakawa and O.A. Molchanov. Tokyo, Terra Sci. Publ., 267_273.

2.Gordon J.F.Mc.DONALD, 1959, Calculations of the Thermal History of the Earth, Journal of the Geophysical Research, v.64, n.11 p.1967.

3.James A. Van ALLEN, 1959, The Geomagnetically – Trapped Corpuscular Radiation, Journal of the Geophysical Research, v.64, n.11 p.1683.

4.King, C.-Y. (1986): Gas geochemistry applied to earthquake prediction: An overview. J. Geophys. Res., 91, B12, 12269_12281.

5.Mitra, S.K. and Kundu, M.R. (1954): Thunderstorms and Sporadic E ionization of the ionosphere. Nature, 174, 798_799.

6.Ondoh, T. (1999): Seismo – Ionospheric effects. Atmospheric and Ionospheric Electromagnetic Phenomena Associated with Earthquakes, ed. by M. Hayakawa. Tokyo, Terra Sci. Publ., 789_803.

7.Ondoh, T. and Hayakawa, M. (1999): Anomalous occurrence of sporadic E-layers before the Hyogoken – Nanbu earthquake, M7., of January 17, 1995. Atmospheric and Ionospheric Electromagnetic Phenomena Associated with Earthquakes, ed. by M. Hayakawa. Tokyo, Terra Sci. Publ., 629_639.

8.Ondoh, T. (2000): Seismoionospheric phenomena. Adv. Space Res, 26, 1267_1272.

9.Sorokin, V.M., Chmyrev, V.M. and Yaschenko, A.K. (2002): Ionospheric generation mechanism of seismic related ULF magnetic pulsations observed on the earth surface. Seismo Electromagnetics: Lithosphere – Atmosphere – Ionosphere Coupling, ed. by M. Hayakawa and O.A. Molchanov. Tokyo, Terra Sci. Publ., 209_214.

10.Surkov, V.V., Molchanov, O.A. and Hayakawa, M. (2000): Pre – earthquake ULF electromagnetic perturbations as result of inductive seismomagnetic phenomena during microfracturing. Program and Abstract, International Workshop on Seismo Electromagnetics, 2000 of NASDA, Sept. 19_22, 2000, Tokyo, 91.

11.Surkov, V.V., Iudin, D.I., Molchanov, O.A., Korovkin, N.V. and Hayakawa, M. (2002): Thermofluctuational mechanism of cracks migration as a model of earthquake preparation. Seismo Electromagnetics: Lithosphere-Atmosphere-Ionosphere Coupling, ed. by M. Hayakawa and O.A. Molchanov. Tokyo, Terra Sci. Publ., 195_201.

12.Wilson, C.T.R. (1925): The acceleration of b – particles in strong electric field such as those of thundercloud. Proc. Cambridge Philos. Soc., 22, 534_538.

13.Yamanaka, H., Hiramatsu, Y. and Katao, H. (2002): Spatial distribution of atypical aftershocks of the 1995 Hyogo – Ken Nanbu earthquake. Earth Planet. Space, 54, 933_945.

 

Prof.Dr.Uğur KAYNAK: Elazığ’da doğdu. İlk, Orta ve Lise Öğrenimlerini aynı kentte yaptı. 1965 yılında İ.Ü.F.F. Jeofizik-Jeoloji Lisans, 1977 yılında Ms.D. çalışması yaptı. İki yıl aynı bölümde asistan olarak çalıştı. Kendi isteği ile ayrılarak Yedek subaylık hizmetini Lüleburgaz’da Ulş. Yd. Sb. olarak yaptı. 1967 yılında Cizre’de 742 ve 753 No’lu sahalarda petrol jeolojisi etütleri yaptı. Ankara Beynam kömür ocaklarında şantiye şefi olarak çalıştı. 1969 yılından itibaren Etibank Maden Aramalar Dairesinde Jeofizikçi, Kamp Şefi, Baş Mühendis ve Şantiye Şefi olarak 9,5 yıl çalıştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığın tarafından, üretimi artırıcı çalışmalarından dolayı iki kez ödüllendirildi. 1978 yılında Elazığ DMMA’da, YÖK Yasasından sonra Fırat Üniversitesinde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 1984 yılında Yrd. Doç. Dr. olarak Yıldız Üniversitesine atandı. Kocaeli Üniversitesinden 2000 yılında Kadrolu Profesör olarak emekli oldu. Evli ve iki doktor babası olan U. Kaynak’ın 59 adedi depremle ilgili olmak üzere 150’den fazla yayını bulunmaktadır.

Comments are closed.