TÜRKİYE YAKLAŞIK SEKİZ YILDAN BERİDİR ŞİDDETLİ DEPREMSİZ BİR DÖNEM YAŞAMAKTADIR. ANCAK BUNUN BİR BEDELİ VARDIR.

Uğur Kaynak
Türkiye’ye özgü bir analiz yapmadan önce, herhangi bir ülke için de geçerli olan ve bu çalışmada araç olarak kullanacağımız birkaç ön kabulden ve tanımdan söz etmek gerekir:
Tanım:
Sıkıştırma-gerdirme-burma zor’u uygulanan bütün cisimler biçim değiştirirler. (Bu zor’un Türkçe okunuşları ile, bilimsel adı; stres, biçim değiştirmenin bilimsel adı deformasyon, Sıkıştırma-gerdirme-burma’nın bilimsel adı ise sırası ile kompresyon-dilatasyon-torsiyon’dur.)
Tanım:
Zor uygulandığında biçim değiştiren, zor kalktığında aniden eski biçimini kazanan cisimlere elastik (katı ve sert) cisimler denilir. Ancak bütün katı cisimler elastik değildir. (Örnek, Plastirin).
Tanım:
Zor uygulandığında biçim değiştiren, zor kalktığında ise eski biçimine dönemeyen cisimlere plastik (macunumsu) cisimler denilir. (Örnek, Pencere macunu).
Tanım:
Zor uygulandığında biçim değiştiren, zor kalktığında eski biçimini kısmen kazanan cisimlere elastoplastik (hamurumsu) cisimler denilir. Eğer bu cisim akışkan ise bu kez ona viskoelastik (ağdalı) cisim adı verilir. (Örnek, Hamur).
Tanım:
Elastik cisimler deforme olduklarında uygulanan zor’un mekanik enerjisinin büyük bir kısmını, mekanik enerji olarak depo ederken, plastik cisimler uygulanan zor’un mekanik enerjisinin tamamını ısı enerjisi olarak depo ederler.
Tanım:
Bu plastik deformasyonun da bir sınırı vardır. Cisim stres’e, önce elastik deformasyonla karşılık verirken, stres artırıldığında elastoplastik ve daha da artırıldığında plastik davranış göstermeye başlar. Bu fazlara,
a.Elastik gerilme
b.Akma gerilmesi
c.Kopma gerilmesi
adları verilir. Her elastik cismin kendine özgü bir akma ve kopma süreci vardır. Kimi elastik (camsı) cisimde akma gerilmesi yok denilecek kadar az olduğu halde, kimi elastik cisimde (inşaat demirinde) yumuşatılmış kenger sakızı gibi(!) şaşılacak kadar fazla süren bir akma gerilmesi vardır.
Sonuçta,
A.Yer kabuğu Katı ve serttir. Yani bilimsel adı ile elastiktir.*
B.Bütün elastik cisimler gibi yer kabuğu da stres karşısında deforme olur.
C.Bütün elastik cisimler gibi Yerkabuğu da uygulanan stres’in mekanik enerjisini depo eder.
Buraya kadar tektonik altyapı olarak her şey iyi gitti de, global tektonik gözlüğü ile bakınca bu yazdıklarımın en önemlisi yanlış olmaktadır. Yukarıdaki A. Şıkkı yanlıştır. Yani
A.Yer kabuğu Katı ve serttir. Yani bilimsel adı ile elastiktir.*
önermesi kocaman bir yanlıştır.
Demem o ki, uygulanan stres çok büyük olduğunda, oluşan deformasyonlar da çok uzun aralıklarda etkili olmaya başlıyor. İşte o zaman kısa aralıklarda elastik davranışlı olan yer kabuğu, uzun aralıklarda (söz gelimi, 200 km den daha uzun aralıklarda) elastoplastik ve hatta plastik davranışlar sergilemeye başlıyor. Böyle davranan bir yerkabuğuna (konumuz deprem olduğuna göre), “yer kabuğu katı ve serttir” denilemez(!!!)
Bu yüzden karalardaki transcurrent fayların herhangi bir segmentinde akla gelmeyecek (biz buna tuhaf diyelim) bir biçimde gerilim oluşurken, diğer bir kesimi tuhaf bir biçimde suskun kalmakta, bazı segmentler ise tuhaf bir biçimde bu gerilimi sessiz sedasız yani depremsiz atlatırken, yine bu gerilim bazı segmentlerde tuhaf bir biçimde boşalmaktadır.
Şimdi bu tuhaf biçimdeki gerilim boşalmasını tanımlamaya çalışalım:
Kıtasal kabuğun derinliklerince etkin olan ve yeryüzünde de binlerce km uzunlukta olabilen doğrultu atımlı düşey düzlemli bir fay, yani kıtasal transform fay, ya da doğrultu atımlı eğrik düzlemli yani transcurrent bir fay, deprem olduğunda en büyük atımını segmentin merkezinde gerçekleştirir. Merkezden segmentin uclarına doğru her iki tarafta da atımlar dereceli olarak azalırlar. Segment’in sonu demek atımların bittiği sıfırlandığı nokta demektir. Bu cümleyi ciddiye almak gerekir. Böyle şey olur mu? Bu nasıl katı kabuk?
Burada yine önemle vurgulamak gerekiyor ki çoğu yerbilimciler,
Beklenen orta Marmara depreminden sonra İstanbul 5 metre batıya doğru yer değiştirecektir.
Savının altına hiç düşünmeden imza atabilmektedirler.
Halbuki, şu anda Güney Marmara zaten batıya doğru yaklaşık 5 metre kadar (çaktırmadan) yer değiştirmiş olduğu için Orta Marmara Fayı zordadır!!!
Bazen bir kıtasal transform fayın 400 km uzunluklu bir segment’inin tek deprem üreterek çalıştığı da görülmüştür. (Altintag-Nansan Fayı)
Anadolu kıtasal kabuğunun altında yer alan elastoplastik kor kayalarda (astenosfer’de) ise akıllara zarar bir takım hareketler olmaktadır. Bu hareketler, yükselmeler, batmalar, yatay ötelemeler, noktasal sorguçlar, konveksiyon döngüleri, dalma batma anizotropileri …diye tanımlanabilirler.
Kısa aralıklarda (mesafelerde) elastik davranışlı olan Anadolu yer kabuğu ise, uzun aralıklarda elastoplastik olduğundan dolayı, tabanında oluşan bu kaotik devinimleri, ancak plastik anlamda takip edebilmektedir. Demem o ki, Anadolu kıtasal kabuğu da kendine özgü olup, bir iki mikro boyutlu kristalin otokton adasının etrafına yapıştırılmış yığışımlardan (kümülat’lardan), karmaşıklardan (melange’lardan), kıvrımlı kırıklı kenar birikimlerinden (Olistostrom’lardan), yüzer sedimanlardan, yüzer volkanitlerden vs.vs. oluşmuş bir elastoplastik kabuktur.
İşte bize katı ve sertmiş gibi numara yapan bu elastoplastik Anadolu kabuğu, tabanındaki kaotik devinimleri takip ederken, çoğunlukla sıcak sürüklenim işlevi ile yanıt vermekte olup, 20 km ve daha sığ derinliklerde kısa aralıklardaki zorlara karşı kopma gerilmesine ve sürtünme kilitinin aşımına ulaşıp, depremlerle yanıt vermektedir.
Bu karmaşık süreçte elastoplastik Anadolu kabuğu, tabanındaki devinimleri kimi zaman soğurarak biriktirmekte ve düşük sismisiteli depremsiz bir süreç etkinleşmekte, kimi zaman da biriktirilen mekanik deformasyon enerjileri salınmaya başlanılmakta ve yüksek sismisiteli yani depremli bir süreç etkin olmaktadır.
Önemle vurgulamamız gerekir ki tabandaki kaotik süreçte yer alan her hareket sistemi ise kendi içerisinde rasyonel bir süreçtir. Yani Orta ve batı Anadolu’nun batıya sürüklenim hızı veya Kıbrıs dalma batma zonu’nun dalma hızı değişmediği gibi, bir Germencik Manto Sorgucu’nun yükselim hızı da değişmez. İşte bu yüzden arada bir enerji biriktirme sakinlikleri yaşansa da, önünde sonunda Türkiye’nin depremselliği ölçülen ve bilinen ortalamayı tutturacaktır. Bu yüzden özellikle gözlemsel çalışmalar yapan kimi yerbilimciler bazen “bu günlerde M6+ bir deprem olursa şaşırmayalım” diyebilirler.
Ne yazık ki bunun anlamı ise ne kadar çok sakin süre yaşanılırsa, o kadar çok etkin süre biriktiriliyor demektir.

  • Yazıları

Prof.Dr.Uğur KAYNAK: Elazığ’da doğdu. İlk, Orta ve Lise Öğrenimlerini aynı kentte yaptı. 1965 yılında İ.Ü.F.F. Jeofizik-Jeoloji Lisans, 1977 yılında Ms.D. çalışması yaptı. İki yıl aynı bölümde asistan olarak çalıştı. Kendi isteği ile ayrılarak Yedek subaylık hizmetini Lüleburgaz’da Ulş. Yd. Sb. olarak yaptı. 1967 yılında Cizre’de 742 ve 753 No’lu sahalarda petrol jeolojisi etütleri yaptı. Ankara Beynam kömür ocaklarında şantiye şefi olarak çalıştı. 1969 yılından itibaren Etibank Maden Aramalar Dairesinde Jeofizikçi, Kamp Şefi, Baş Mühendis ve Şantiye Şefi olarak 9,5 yıl çalıştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığın tarafından, üretimi artırıcı çalışmalarından dolayı iki kez ödüllendirildi. 1978 yılında Elazığ DMMA’da, YÖK Yasasından sonra Fırat Üniversitesinde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 1984 yılında Yrd. Doç. Dr. olarak Yıldız Üniversitesine atandı. Kocaeli Üniversitesinden 2000 yılında Kadrolu Profesör olarak emekli oldu. Evli ve iki doktor babası olan U. Kaynak’ın 59 adedi depremle ilgili olmak üzere 150’den fazla yayını bulunmaktadır.

Bir cevap yazın