Ayın Karanlık Yüzü.Prof.Dr. Uğur Kaynak

0

Ay

 

Hazret-i Google’da “The Dark Side of the Moon” diye sorgularsanız karşınıza Pink Floyd’un bir albümü çıkar. İyi de bu isimlendirme astronomik bakımdan “büyük” bir hata içermektedir. Şimdi artık bütün dünya gençleri “Ay’ın Karanlık Yüzü” diye bir kavramı öğrenmiş ve dolayısı ile varlığına inanmış bulunmaktadır. Bu yanlışı düzeltme görevi de ne gariptir ki bana düşüyor. Zira televizyonlarda “Ailenizin Astrofizikçisi” falan gibi programlar yapan bilim adamları bile bu konunun üzerine gidemiyor. Tıpkı “Saruhan’da 5 Şiddetinde deprem oldu” haber başlığı gibi…
Olayı şöyle açıklayayım:
Size bir kimse “Dünyanın karanlık yüzü” deseydi ne karşılık verirdiniz?
-Olmaz öyle şey! Zira karanlık yüz her 24 saat 6 dakika’da bir, Yeryuvarının çevresinde bir tur atmaktadır.
İşte Ay için de aynı şey söz konusu olup Ay’ın Karanlık yüzü her 29 günde bir ayın etrafında bir tur atmaktadır.
Peki Ay’la ilgili sabit olan bir kavram vardı. O nedir?
Ay’ın Yerküre’ye bakan yüzü biraz yalpalasa da değişmez. Çünkü bize doğru bakan Ay’ın ekvatoral ekseni, diğer ekvatoral eksenlerinden daha uzundur. (Roche Kilitlenmesi).
Öyleyse “Ay’ın Karanlık Yüzü” yerine “Ay’ın Uzak Yüzü”, “Ay’ın Arka Yüzü” (The Far Side of the Moon) kavramları geçerlidir kullanılmalıdır.
—————————————-
AY’IN ARKA TARAFI
THE FAR SIDE OF THE MOONUğur Kaynak1Anahtar Kelimeler: Bulutsu, Gezegenimsi Bulutsu, Çarpma Krateri, Ay Denizleri, Roche Limiti, Düşük Şiddetli To-Tauri Fazı.Key Words: Nebulae, Planeter Nebulae, Impaction Crater, Lunar Mares, Roche Limit, Dwarf To-Tauri Phase

1: Kocaeli Üniversitesinden emekli. ukaynak39@gmail.com

Abstract
Our Natural Satellite the Moon always turns its same surface to us. There are solidified Lava Mares (Seas) named by Galileo, in front side of it. But there is none of Lava Mares at the far side of the Moon, except some impaction crater filled little lakes of molten rock. The whole of the lunar surface have billions of the different size of impaction craters. Contrary, there isn’t any volcanic crater or caldera or their debris on it. These properties of The Moon are close related by its own evolution. Those of relations also relate to the Solar System’s evolution. Therefore those of relations that inevitably connected to the evolution of the Solar System has been evaluated and interpreted by support of some valuable articles in this paper.

Özet
Doğal Uydumuz Ay, bize hep aynı yüzünü döner. Ön yüzünde Galileo’den kalma isimlerle anılan taşlaşmış lav ovaları (denizleri) vardır. Ancak Ay’ın arka tarafında bir tek adet bile lav ovasına rastlanılmaz. Ay’ın bütün yüzeyi, milyarlarca çarpma krateri ile doludur. Buna karşılık bir adet bile volkan/kreater kalıntısı veya kalderası yoktur. Ay’ın bu özelliklerinin kendi evrimiyle de yakın ilişkisi vardır. Bu ilişki kaçınılmaz biçimde Güneş Sistemimizin evrimini de ilgilendirmektedir. Çalışmada, literatür destekli olarak bu ilişkiler değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır.

GİRİŞ
Günümüzden 4.6 Milyar yıl önce Güneş Sistemimizin nükleer saatinin sıfırlandığını bilmekteyiz. (Dwarf Nova Phase). Ancak bu büyük nükleer sentezden 1 Milyar yıl sonra, (günümüzden 3.6 milyar yıl önce), Güneş Sistemimizde bir takım yadsınamaz ve olağanüstü olayların olduğunu açıklayan çok sayıda araştırma makalesi veya NASA anonsu yayınlanmış bulunmaktadır. Bunlardan birkaç örnek:
I)Gezegenlerin ve uyduların yüzeylerindeki lav ovalarının yaşları, çevrelerindeki yükseltilerden ve dağlık bölgelerden daha gençtir.
Explanation: Why are many large craters on Mercury relatively smooth inside? Recent images from the robotic MESSENGER spacecraft that flew by Mercury last October show previously uncharted regions of Mercury that have large craters with an internal smoothness similar to the maria on Earth’s own Moon. Therefore, like our Moon’s maria, these craters on Mercury are thought to have been flooded by lava floes that are old but not as old as the surrounding more highly cratered surface…
II) Alan D. BRANDON, Richard J. WALKER, Igor S. PUCHTEL, Harry BECKER, Munir HUMAYUN and Sidonie REVILLON, 2003, 186Os–187Os systematics of Gorgona Island komatiites: implications for early growth of the inner core, -3.6 Ba., Earth and Planetary Science Letters Volume 206, Issues 3-4, 15 February, Pages 411-426. Bu çalışmada yazarlar, “Yerkürenin üzerinden yorganı aniden çekilip alınmazsa, neden “aniden” soğumaya başlasın?” Diyorlar.
III) 3.64 Milyar yıl önce, Ay’da (ve diğer gezegenlerde) bir şeyler olmuş. Bu kesin. Ama bu olan şey volkanizma olamaz. Yerküre’de ve Venüs’te çok sayıda aktif “silikat bazlı” volkan varken, Mars’da bir adet sönmüş volkan olması, Ay’da ve Merkür’de hiç olmaması; silikat bazlı volkanizmanın, terrestriallerin kütlesiyle ve dolayısı ile içsel termik kapasitesiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Hatta volkanizma için wobble etkisinin ön planda olduğunu ileri sürenler de vardır. Atmosfersiz bir gök cisminde hiç bir iz bırakmadan yok olan volkanizma olası değildir.
NASA: How did orange soil appear on the Moon? … Detailed chemical and dating analyses indicate that during an explosive volcanic eruption 3.64 billion years ago, small drops of molten rock cooled rapidly into the nearly spherical colored grains. The origin of some of the unusual elements found in the soil, however, remains unknown.
IV) Mars’dan gelen, ve Sahra Çölünde ele geçen bir meteoritte, Yeryüzünde de eşi bulunan bir bakteri fosilinin saptandığı anons edildi. NASA: Aslında bu meteorit 1996’da bulunduğunda, Mars’ta eskiden yaşam olduğunu kanıtlayan fosiller olduğu iddiası hemen yayılmış, zamanın ABD Başkanı Bill Clinton da bu yönde bir basın açıklaması yapmıştı. Ancak daha sonra, meteorun Dünya’ya düşmesinden sonra geçen 13 bin yılda, Dünya kaynaklı organizmaların meteorda fosilleştiği iddia edilmişti. Diğer taraftan, Bakteri fosillerinin 3,5 milyar yaşında olabileceği söylenmişti. (Gazete Haberi).
V)Yerkürede ilk yaşam belirtilerinin, bundan 3.6 Milyar yıl önce ortaya çıktığına değin bir çok araştırma vardır. Bunlardan biri; Sylvie DERENNE, François ROBERT, Audrey SKRZYPCZAK-BONDUELLE, Didier GOURIER, Laurent BINET and Jean-Noël ROUZAUD, Molecular Evidence for Life in the 3,5 Billion Year Old Warrawoona Chert. (Abstract… As kerogen must be contemporaneous of the solidification of the chert, this observation should be regarded as an evidence for the presence of life on Earth, 3,5 By ago…) Makalede, Yerkürede hayatın 3.5 milyar yıl öne başladığı ileri sürülmektedir.

YERKÜRE AÇISINDAN BAKINCA
Değil bunun gibi çok sayıda, bir tane bile yanıtsız soru varsa, o teorinin güvenilirliği ortadan kalkar. Bu kanıtlar ve yanıtsız sorular çoğaltılabilir. Örneğin Yerküre açısından, izleyen paragraflardaki “sıra dışı” olgu desteğine bakınız:
1. Yerküre yeterince soğuyup okyanuslar yoğuşmaya başlayınca, bu ılık ortamda saptanmış en yaşlı yaşam biçimi, 3.6 milyar yıl yaşındaki Stromatolitler ve onların çevresinde saptanan Palaeolyngybia, Oscillatoria, Magnetoria gibi esmer su yosunlarıdır.
2. Demir Meteoritlerin Widmanstatten Pattern adı verilen Martensitik faz ömrü (Tavlama yaşı + Su Verme yaşı), bir gezegenin çekirdeğinde kristalleşme süresi olup, 1 milyar yıldır.
3. Demir, Taş-Demir ve Taş meteoritlerin, açık uzayda radyasyona maruz kalma süreleri (spallation time) 3.6 milyar yıldır.
4. Gezegenler arası gaz-toz’dan soğuk yapışma ile oluşmuş toprağımsı “primer” meteoritlerin yaşı 4.6 milyar yıldır. Dolayısı ile demir meteoritler, ömürlerinin 1 milyar yılını bir gezegenin merkezinde, geriye kalan 3.6 milyar yılını açık uzayda geçirmişlerdir.
5. Ay’daki lav denizlerinin ve Merkür’deki krater tabanında oluşmuş lav göllerinin ergime zamanı= -3.6 milyar yıldır.
6. Ay Dağlarından alınan örneklerin yaşı ve Merkür platolarının ölçülen yaşı= -4.6 milyar yıldır. Bu durumda Büyük Nükleer sentezden bir milyar yıl sonra Ay’ın Yerküre’ye bakan yüzü, termodinamik yasalarına aykırı bir biçimde dıştan ergimeye başlamıştır. Bunun iki nedeni olabilir. Birincisi Yağmur gibi yağan asteroid bombardımanının oluşturduğu kütle katılımı ki bunun asimetrik biçimde uygulanması söz konusu olamaz. Ancak asimetrik ergime oluşmuştur. İkincisi ise Roche Limitine yaklaşmadan doğan kütleçekim deformasyonudur. Bu gün bu olayın sonucu olarak Ay, hep aynı “Mare içeren” yüzünü bize dönmektedir.
7. Yerkürenin kabuk oluşumunun “ani soğuma nedeniyle” kendini yenileyemeyen sarmal şistozite evresinden çıkıp, levha tektoniği evresine geçme yaşı = -3.6 milyar yıldır.
8. Yerküre iç çekirdeği, bundan 3.6 milyar yıl önce birden soğuyup katılaşmıştır. (Alan D. BRANDON, and coworkers, 2002). Bu durumda bundan 3.6 milyar yıl önce yerkürenin geçirimsiz (opak) atmosferi, aniden süpürülerek atılmış ve yerine usul-usul yeni ve saydam (geçirgen) bir atmosfer oluşturulmuştur. Güneş ışığına kavuşan yeryüzünde bu sayede klorofil sentezi başlayabilmiştir.

Bütün bu argümanların oluşabilmesi için tek neden var olabilir:

DWARF TO-TAURI FAZI – (GÜNEŞ ÖKSÜRMESİ)
1. Terrestrial (Yersi) Gezegenlerin tümü, kendi fiziksel şartlarına uygun olarak daha dış yörüngelere savrulmuşlardır.
2. Gezegenler, hemen-hemen dairesel yörüngelerin yerine, artık eliptik yörüngelerde dolanmaya başlamışlar ve çoğunun revolüsyon eksenleri, Heliosentrik gök ekvatoru düzlemine göre meyil kazanmıştır. Revolüsyon yönünde ön almalar, olasılıkla bu olaydan sonra gelişmiştir
3. Sonradan Venüs oyunbozanlık yapmış olsa da (ki onun kusuruna bakılmaz. Yerküre’den sonra ona da sıra gelecek!) özellikle terrestrial gezegenler, atmosferlerindeki opak (ışık geçirimsiz) gazlardan kurtarılarak, önce atmosfersiz, sonra zamanla saydam atmosferli hale gelmişlerdir. Olasılıkla iç gezegenlerde atmosferlerin süpürülmesi sırasında hızlı sürtünme ergimesi (ablation remelting) olayı gelişmiştir. Artık geçirimsiz atmosferlerden kurtulan iç gezegenler, Güneşlerini tekrar görmüş oldular.
4. Bode-Titius Kuralı, bundan sonra anlam kazandı ama astronomik kazalar ve dışa savrulmalardaki yetersizlikler nedeni ile son iki yörüngelerde biraz da olsa sapmaya başladı.
5. Böylece oldukça sıcak bir yörüngede dolanan Yerkürenin, Güneş’e olan uzaklığı, yaşam için daha uygun bir mesafeye artırıldı.
6. Yerküre’de, donmuş anortozitik lavlardan oluşan ve kendini yenileme özelliği olmayan, olasılıkla günümüzde alt kıtasal kabuklarda yer alan, “sarmal şistozite kabuk üretimi” işlevi, saydam atmosferin getirdiği ani yüzey ısısı kaybı nedeni ile terk edilerek, okyanussal kabuklar da oluşunca, “levha tektoniği” denilen, batıp çıkarak kendini yenileyen kabuk üretimine geçilmiştir. Bu işlem ancak Güneş öksürmesinden sonra sağlanabilmiştir.
7. Bir zamanlar ilkel yaşam denemeleri yaptığı halde artık yaşanılması olanaksız hale gelen o zamanki beşinci gezegen (Tiamat/Phaeton), aşırı eliptikleşen yörüngesi yüzünden Jüpiter’in yanından birkaç kez geçince, ROCHE Limitini aştığı için patlatılarak, üzerindeki yaşam tohumlarının (amino asitlerini) daha iç gezegenlere ve dolayısıyla yaşam için en uygun hale getirilen Yerküre’ye ulaştırılması sağlanmıştır. Bu amino asitlerin bir kısmının da Oort Bulutu’nu oluşturan trilyonlarca ton su buzunun içerisinde korunmaya alındığı ve konserve edildiği bilinmektedir. Bu olayın diğer bir etkisi de, (diğer iç gezegenlerle birlikte) Yerküre’ye yapılan ve yapılması gerekli olan büyük miktardaki kütle katılımıdır.
8. Venüs hakkında gözlemlediğimiz gerçeklerden yola çıkalım. Özellikle üç gözlem bizi çok önemli sonuçlara götürebilir. Bunlar;
8a)Ters Revolüsyon,
8b)Kütle-Hacım-Gravitasyon ilişkisi göz önüne alındığında sera etkisi ile açıklanamayan yüksek yüzey sıcaklığı,
8c)Bütün diğer iç gök cisimlerinde atmosfer ya tümden süpürülmüş ya da geçirgen olduğu halde Venüs’teki geçirimsiz atmosfer.
Bunlardan 8c) için “Yüksek sıcaklıklı Venüs kabuğunun yüksek dereceli volkanik aktivitesi onun da bir zamanlar saydam olan atmosferini geçirimsiz hale getirmiştir” diye bir açıklama yapılabilir. Ama bu yanıt diğer iki soruyu yanıtlamaya yardım etmez. Eğer bundan 3.6 milyar yıl önce Venüs’ün başına büyük bir astronomik kaza gelmiş olursa bu üç adet açıklanamayan soruya akılcı yanıtlar bulunabilir.

VENÜS KAZASI-SENARYO
8-I)Olasılıkla Quiper Kuşağından gelen ve kazaya neden olan, (diyelim adı Accidentus olan) diğer gök cismi, en azından ⅓ Venüs, hatta belki de ½ Venüs büyüklüğünde olsun.
8-II)Accidentus da Heliosentrik düzlem üzerindeki bir yörüngede dolansın.
8-III)Accidentus Venüs’e ön taraftan ve doğu yarısından çarpsın
8-IV)Accidentus da, Venüs de, tümden ergisin. Bileşke momentumun açısal hızı yaklaşık -243 Yerküre Günü olsun.
8-V)Accidentus’un kimyasal bileşiminde bol miktarda Titanyum ve Gümüş bulunsun.
8-VI)Accidentus Venüs’ten Ay büyüklüğünde ergimiş bir geri tepme damlası koparsın.
8-VII)Geriye kalan Venüs de tümden ergidiği için kolayca dönel sferoid biçimini tekrar alsın.
8-VIII)Çarpışma ters yönde olduğu için kopan Ay büyüklüğünde damlanın Güneş merkezli dolanım hızı, Venüs’ünkinden daha düşük olsun.
8-IX)Venüs Yörüngesi için düşük olan Ay büyüklüğündeki damla, dönerek daha dış mesafelerdeki yeni kazandığı yaklaşık 365 günlük dolanım yörüngesine doğru Venüs’ten uzaklaşırken, hem soğusun hem de Yerküre’ye usulca bir biçimde yaklaşmaya başlasın
8-X)Artık bu yeni gök cismine İlkel Ay diyelim.
8-XI)İlkel Ay bu yolculuğu sırasında oldukça soğumuş ve yarı yarıya katılaşmıştır.
8-XII)İlkel Ay Yerküre’ye iç yörüngelerden gelip saat yönünün aksine dolanacak biçimde dıştan Yerküre’yi dolanmaya çalışırken yakalanır.
8-XIII) Bu sırada Roche Limitine az da olsa yaklaşmıştır.
8-XIV)Bu yüzden Yerküreye bakan yüzünde az da olsa bir radial deformasyon kabarması yüzeysel ergimeler oluşur.
8-XV)Sonunda Ay hep aynı yüzünü Yerküre’ye dönmek zorunda kalır. Böylece Ay’da Wobble Etkisi iptal edilmiş olur.
8-XVI)Bu kabarma yüzünden Ay’ın sadece bize bakan kabarık yarısında deformasyonun ısıl etkisiyle dıştan ergiyen ve volkanik olmayan lav ovaları oluşur.
8-XVII)Böylece Ay Lavlarının neden Ay dağlarından daha genç oldukları da açıklanmış olur (-3.6 Milyar yıl)
8-XIII)Yerküre ise, yaklaşık 85 cm’lik bir Wobble Etkisi kazandığı için, Ay’ın Med kabarması ile mıncıklaması sonucunda, üst Mantosunun kristallenmesi önlenerek, Levha tektoniğinin ömrü uzatılır.
8-IXX) Bu teoriyi destekleyen kanıtlardan birisi de ayın yörünge düzlemidir. Bu düzlem Yerkürenin ekvatoryal düzlemi yerine Güneşin Ekliptik Düzlemidir. Sadece bu olgu bile Ay’ın Yerküre’den kopmuş olamayacağını göstermeye yeterlidir.

9. Heliosentrik Ekvator Düzleminde bir Quiper Kuşağı var ama, asıl ilginç ve önemli olan şey, disk şeklindeki bir nebula’dan küre şeklindeki Oort Bulutu’nun oluşmasının olanaksızlığıdır. Küresel Oort Bulutunun varlığı bile tek başına, açısal hıza sahip, disk şeklindeki bir Nebuladan yoğuşma teorisini reddetmeye, fakat radyal yönlerde nefeslenmenin varlığına yeterli bir kanıttır.
Eğer Venüs kazasını göz ardı edersek, “Kayalık Kabuk Bağlama Aşaması”nda, Ay başka kulvarda (koşu yolunda), Yerküre başka kulvarda soğuk saplanma-gömülme (presipitation) semirmiş olabilirler. Her ikisi de Astronomik Denge şeklini aldıktan sonra, To-Tauri Fazı sırasında bir araya gelmiş olabilirler. Ancak bunlar zayıf olasılıklardır. Yapılan hesaplamalar Ay Kabuğunun, ay astenosferi üzerine eksantrik olarak yerleşmiş olduğunu göstermektedir. Yapılan ölçümler Ay’ın Yerküreye bakan ekvatoral yarıçapının, diğer bütün yarıçaplarından daha uzun olduğunu göstermektedir. Açıkçası Ay’ın Yerküreye bakan yüzü biraz fazlaca kabarmış bulunmaktadır. Bunun bir tek nedeni olabilir: Roche Limiti.

Şekil-1 Dıştan Ergiyen Ay. Altı Çizili paragraf: … the heat resulting from the impacts would have been conserved and would have melted the outhermost several hundred kilometers of the moon. (A Scientific American Book – The Solar System-p.75)

ROCHE LİMİTİ Bir gök cismi, kendisinden çok büyük kütleli başka bir gökcismine, iyice yaklaştığında (yanından geçerken) ön yüzüne uygulanan kütleçekim ile, arka yüzüne uygulanan kütleçekim farkı, küçük gök cisminin içsel kohezyon kuvvetini aşarsa, bu sınır değere ROCHE Limiti adı verilir. ROCHE Limitine ulaşmayan fakat oldukça yaklaşan bir gök cismi ise, parçalanmadan önce büyük kütleye doğru uzamaya başlar. Eğer bu durumdayken yörüngeye oturarak yakalanma olayı gerçekleşir ve böylece daha fazla yaklaşma durdurulursa, parçalanmaktan kurtulur. Uydu olan gökcismi, bu şekilde katılaşarak hep aynı yüzünü, ana gök cismine döndürmek zorunda kalır. İşte Ay da bu aşamalardan geçerek Yerküreye bundan 3.6 milyar yıl önce yakalanmış olmalıdır. Bu olgunun kanıtı:

Şekil-2. Ayın Ön Yüzü. İnanılmaz biçimde anlamlı olarak, lav ovaları oluştuktan sonra asteroid yağmurunun dramatik bir biçimde azaldığı görülmektedir. (Fotograf-NASA)

TARTIŞMA-1
Ay’ın Yerküreye bakan yüzünde, termodinamiğin ikinci prensipine aykırı olarak, merkezden ergimesi gerekirken, yüzeyden ergiyerek, -3.6 Ma yaşında bazaltik lav ovaları oluşmuştur. Ay’ın arka yüzünde ancak birkaç çarpışma krateri çukurluğunda mini lav gölleri gözlenmektedir.

Şekil-3.Ay’ın Arka Yüzü (Fotograf-NASA) Güney kutba yakın oluşmuş karaltılı bölgenin, uniform çarpışma krateri karakteristiği yüzünden lava denizi sınıfına alınması olanaksızdır.

Patlayan Tiamat / Phaeton gezegeninin Yağmur gibi yağan asteroid artıklarının da (impaction remelting) etkisi olmakla birlikte, görülüyor ki Ay’da oluşup katılaşan lav denizleri, ancak uzayan ve kabaran tarafta, deformasyonun sürtünme sıcaklığının, kütle katılımı sıcaklığına eklenmesi sonucunda oluşmuştur. Öyleyse Ay, Yerküreden koparılmış olmayıp, sonradan yakalanmış bir uydudur.
Diğer taraftan Lav denizleri oluştuktan sonra kütle katılımının bariz bir şekilde azalması da ergime olayının kütle katılımı ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Ay’ın iki yüzü arasındaki bu dramatik farklılık, To-Tauri Fazının varlığının en önemli destekleyicisidir.

TARTIŞMA 2.
Kural olarak, gezegen türünden astronomik cisimlerin kütleleri arttıkça içsel termik enerjileri de artar. Artış belirli bir eşik değeri (Latimer Sıcaklığı) aşınca gezegen merkezden itibaren ergimeye başlar. Ay’ın kütlesi ise merkezi kısımlarını ergimiş halde tutmaya yeterli değildir. Ancak 3.6 Milyar Yıl önce beklenmedik biçimde, Basınç-Sıcaklık ilişkisine aykırı olarak yüzeyinin Yerküre’ye bakan kısmı, dıştan itibaren ergimeye başlamıştı. (Şekil-3). Ay’ın arka tarafında ise sadece on kadar çarpışma kraterlerinin içinde, mini göller biçiminde, ergimiş malzeme izi taşımaktadır. (Şekil-4). Tam bu olaylar olurken Jüpiter’e fazla yaklaştığı için patlatılan Tiamat/Phaeton isimli gezegenin daha iç gezegenlere ve dolayısı ile Ay’a yağmur gibi yağan kalıntılarının da dıştan ergimeye katkısı olmuştur. Ancak bu katkı Ay’ın arka yüzünü de, Merkür’ü de dıştan ergitecek kadar etkin olamamıştır. Ay yüzeyinde oluşan asimetrik ergime olgusu ancak Yerkürenin kütle çekimi yüzünden oluşan kabarmaya bağlanılabilir.

SONUÇ
Lav Denizlerinin oluşmasından sonra asteroid bombardmanının dramatik biçimde azalması, bizi; “Accidentus Çarpışma Zamanı” ile “Lav Denizi Oluşma Zamanı” arasında bir farklılaşma olması gerektiğine inandırmaktadır.
To-Tauri Fazından sonra bütün gezegenlerimizin yeniden Bode-Titius Yörüngelerine yerleştirildiği gibi, düzensiz yörüngelerde dolaşan Tiamat/Phaeton artığı asteroidlerin de 2.8 AU yarıçaplı yörüngeye yerleşmeye zorlanmaları, bu asteroid yağmuru kesilmesini açıklayabilir. Ancak böyle bir nedenle ani kesinti uygulanır. Değilse asteroid sayısının azalması bir decay curve eğrisi kontrolünde gerçekleşebilirdi. Ancak böyle olmamış asteroid yağışı aniden kesilmiştir.
Bu olgu da bize asteroid yağmurunun hem keskin bir biçimde başladığını hem de oldukça keskin bir biçimde sonlandırıldığını göstermektedir. Diğer bir deyişle çan eğrisi süreci söz konusu değildir.
Diğer taraftan Ay’ın ön ve arka yüzleri arasındaki dramatik ergime farklılığı da bizi ön yüzüne uygulanan kütle çekim deformasyonunun ancak Ay’ın viskoelastik fazında uygulanması ile olası olduğunu göstermektedir.
Bu teoriyi test etmenin en güvenilir yolu, Venüs kabuğunun gümüş içeriği ile Ay yüzeyinin gümüş içeriği arasındaki ilişkinin karşılaştırılmasıdır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR
(1).ALAN D. BRANDON, RICHARD J. WALKER, IGOR S. PUCHTEL, HARRY BECKER, MUNIR HUMAYUN AND SIDONIE REVILLON, 2003, 186Os–187Os systematics of Gorgona Island komatiites: implications for early growth of the inner core, Earth and Planetary Science Letters Volume 206, Issues 3-4 , 15 February, Pages 411-426.
(2).SYLVIE DERENNE, FRANÇOIS ROBERT, AUDREY SKRZYPCZAK-BONDUELLE, DIDIER GOURIER, LAURENT BINET AND JEAN-NOËL ROUZAUD, 2008, Molecular Evidence for Life in the 3,5 Billion Year Old Warrawoona Chert , Earth and Planetary Science Letters, 272, 476–480.
(3).F.W.GIACOBBE, 2003, Maximum Stellar Iron Core Mass, PRAMANA c Indian Academy of Sciences Vol. 60, No. 3, journal of March 2003 physics pp. 415–422
(4).ANDREAS VOGEL, 1989, The Irregular Shape of the Earth’s Fluid Core, A Comparison of Early Results with Modern Computer Tomography, Inverse Modeling in Exploration Geophysics, 453-463.
(5).V. F. BUCHWALD, 1975, Hanbook of Iron Meteorites, v.1-3, University of California Press.
(6). L.B.RONKA,1971, The Ages of the Lunar Seas, Proc.Natl.Acad.Sci, USA, 68(6), 1188-1189.
(7). MUTANEN & HUHMA (2003): The 3.5 Ga Siurua trondhjemite gneiss in the Archaean Pudasjärvi Granulite Belt, northern Finland, Bulletin of the Geological Society of Finland,Vol. 75 (1–2) pp. 51–68
(8).LAURENT REMUSAT, FABIEN PALHOL, FRANÇOIS ROBERT, SYLVIE DERENNE ET CHRISTIAN FRANCE-LANORD (2006). “Enrichment of deuterium in insoluble organic matter from primitive meteorites: A solar system origin?” Earth and Planetary Science Letters, 243, pp 15-25.
(9)A Scientific American Book, 1975, The Solar System, W.H. Freeman and Company, San Francisco.
A.J. MEADOWS, 1970, Early Solar Physics, Pergamon Press.
FRANCIS BIRCH, 1965, Speculations on the Earths Thermal History, The Geol. Soc. Of America Bull. V.76, n.2, pp133-153.
ROBERT H.DOTT JR. AND ROGER L. BATTEN, 1971, Evolution of the Earth, Mc Graw Hill Book Company.
GORDON J. F. MC.DONALD, 1959, Calculations of the Thermal History of the Earth, Journal of the Geophysical Research, v.64, n.11 p.1967.
B. GUTENBERG, 1960, The Shadow of the Earth Core, Journal of the Geophysical Research, v.65, n.3.
Earth History, 1981, Open University Press, Great Britain, S101, Unit 28, p.12.
JOSEPH SILK, 2000, Evrenin Kısa Tarihi, Tübitak-Popüler Bilim Kitapları.
STEVEN WEINBERG (1977) , 2001, İlk Üç Dakika, Tubitak Popüler Bilim Kitapları 21.
ALAN LIGHTMAN, (1992) , 2000, Yıldızların Zamanı, Tubitak Popüler Bilim Kitapları 11.
STEPHEN W. HAWKING, 1988, Zamanın Kısa Tarihi (The Short History of the Time), Milliyet Yayınları. 2. Baskı, s. 210.
STEPHEN W. HAWKING and Leonard Mlodinov, 2013, Büyük Tasasırm (The Grand Design), Doğan Kitap, 10. Baskı.

 

Prof.Dr.Uğur KAYNAK: Elazığ’da doğdu. İlk, Orta ve Lise Öğrenimlerini aynı kentte yaptı. 1965 yılında İ.Ü.F.F. Jeofizik-Jeoloji Lisans, 1977 yılında Ms.D. çalışması yaptı. İki yıl aynı bölümde asistan olarak çalıştı. Kendi isteği ile ayrılarak Yedek subaylık hizmetini Lüleburgaz’da Ulş. Yd. Sb. olarak yaptı. 1967 yılında Cizre’de 742 ve 753 No’lu sahalarda petrol jeolojisi etütleri yaptı. Ankara Beynam kömür ocaklarında şantiye şefi olarak çalıştı. 1969 yılından itibaren Etibank Maden Aramalar Dairesinde Jeofizikçi, Kamp Şefi, Baş Mühendis ve Şantiye Şefi olarak 9,5 yıl çalıştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığın tarafından, üretimi artırıcı çalışmalarından dolayı iki kez ödüllendirildi. 1978 yılında Elazığ DMMA’da, YÖK Yasasından sonra Fırat Üniversitesinde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 1984 yılında Yrd. Doç. Dr. olarak Yıldız Üniversitesine atandı. Kocaeli Üniversitesinden 2000 yılında Kadrolu Profesör olarak emekli oldu. Evli ve iki doktor babası olan U. Kaynak’ın 59 adedi depremle ilgili olmak üzere 150’den fazla yayını bulunmaktadır.

Leave A Reply