İSTANBUL’UN FAYLARI

0

Fay

 

Tarihsel depremler çalışma grubu olarak tektonikten ve sismolojiden ayrılır. Tuhaf bir şekilde bu ikisini birleştiren bir konuya yani biraz daha Sismotektonik konusuna doğru yaklaşır. Açıkçası Tarihsel deprem verileri Sismotektoniğin en önemli girdi grubunu oluşturur. Tarihsel depremler aletsel dönemden önce oluşmuş depremlerin arasında yazılı belgelerle varlığı ve oluşumu hakkında bilgi edinebildiğimiz depremlerdir. Varlığını Jeolojik verilerden kanıtladığımız depremler ise doğal olarak Jeolojik depremler diye anılırlar.

Tarihsel depremler arasında örneğin özel bir deprem hakkında ne kadar çok doküman varsa o depremin tanımlanma güvenilirliği de o kadar artar. Diğer bir güvenilirlik ise yazarın yaptığı doğa dışı betimlemelerin azlığı ve hatta yokluğu ile ölçeklenir. Çoklu dokümanlar arasındaki sayısal veri uyumluluğu da depreme veri olan dokümanların güvenilirliğini artırır. Böylece veri dokümanları güvenilirlik bakımından sınıflandırılırlar. Daha sonra kataloglarda yer alacak olan tarihsel depremlerin güvenilirlikleri belirli işaretlerle depremin paragrafına işlenilir. Ya da her katalaogda veri güvenilirliği hakkında kendine özgü betimlemelerle bu güvenilirlik tanımlaması yapılabilir.

İkinci önemli kavram ise bu verilerden yola çıkılarak depremin MSK Şiddet Skalasına göre Şiddetini tahmin etmektir. MMSK (Modified-Medvedev-Sponhauer-Karnik) Skalası bu işlem için en uygun olarak seçilmiştir. Tarihsel depremin Şiddet Skalası belirlendikten sonra bir Nomogram yardımı ile buradan Magnitüd tahmini bile yapılabilir.

Geriye kalır depremin koordinatları. Yani lokasyonu. Bunu tanımlayabilmek için elde çok güvenilir bilgilerin olması gerekir. Bu durumda bile bazan lokasyon tanımlamasında başarılı olunamaz. Örneğin Doğu Marmara Depreminde konuştuğumuz bütün depremzedeler, “Gölcüklü ise Adapazarı ve Yalova için, Yalovalı ise Gölcük ve Adapazarı için, Hatta Gölyakalı ise diğer bütün depremler için,”

-Oralar nedir ki? Asıl deprem burada oldu. Ben evlerin havaya zıplayıp sonra yere düştüğünü ve anında tuzla buz olduğunu gördüm.

Dediğine şahit olmuşuzdur. Doğaldır ki tarihsel kayıtlarda da her yazar, bu günki depremzedeler gibi,

-Asıl deprem burada oldu.

Diye yazacaktır. Bu durumda katalog derleyicileri, bütün İstanbul depremleri için bir tek merkezi koordinat vermeye karar vermiş olabilirler.

Beşiktaş’tan Büyükdere’ye giden faya gelince, tabi böyle bir fay olabilir. Daha da önemsizi(!) bu sözünü ettiğiniz faylardan yüzlercesi İstanbul’un altını bir örümcek ağı gibi sarmak zorundadır. İyi de bunların hepsi fosil fay, ya da ölü fay falan gibi isimlerle anılır. İstanbul’un yeryüzüne yakın en yaşlı kayası Anadolu yakasındaki Arkoz kayalarıdır. Bunların ortalama yaşları 450 milyon yıl kadardır. Bu taban kayanın başından en az üç adet büyük dağ oluş evresi geçmiş ve yüzlerce tektonik rejim değişikliklerine tanık olmuş parçalanmış, bloklanmış, ezilmiş, kırılmış bir görüntüye sahiptir. Gebze’den Haydarpaşa’ya doğru E-5’te yürürken aracınızı sağ şeride alıp, Gülsuyu Esenyol üst geçidinin altından geçtikten sonra sağ tarafta, yol yarmasında, bu kırmızı arkozlar içerisinde oluşmuş ve yol yarmasında açığa çıkmış, cam yüzeyi gibi düzgün fay aynalarını görebilirsiniz.

Bu fayların hemen hepsi üst kabuğun sığ kesimleri içinde kalan yerel faylardır. Daha derinlere neredeyse litosferin tabanına kadar işleyen faylar boyunca levhalar birbirlerine sürtünerek teğetsel hareketler yaparlar. İşte bu 70-80 km derinlikli muhteşem faylara bizler Dönüşüm Fay veya Kesişim Fay (Transform Fault ya da Transcurrent Fault ) adını veririz. Diğer faylar aktif olsa bile pek çevrelerini rahatsız edecek büyüklüklere ulaşamazlar.

Bunların arasında Kocaeli yarımadasında ve Çatalca yarımadasında yer alan birbirine paralel ve KAFZ ile 60° açı yapan altı adet Çek-Ayır Zonu vardır. Bunlar KAFZ aktif olduğu sürece aktif olacaklardır. Özellikle bunlardan Tuzla-Riva Deresi ve Haliç-Kağıthane Deresi Çek –Ayır zonları tam İstanbul Mega kentinin altında kalmaktadırlar. İşte bunlar aktif deprem zonlarıdır. Aktiftir de, önemle belirtmek gerekir ki, M=4.5 büyüklüğüne yaklaşmaları bile bir mucize olur!

Prof.Dr.Uğur KAYNAK: Elazığ’da doğdu. İlk, Orta ve Lise Öğrenimlerini aynı kentte yaptı. 1965 yılında İ.Ü.F.F. Jeofizik-Jeoloji Lisans, 1977 yılında Ms.D. çalışması yaptı. İki yıl aynı bölümde asistan olarak çalıştı. Kendi isteği ile ayrılarak Yedek subaylık hizmetini Lüleburgaz’da Ulş. Yd. Sb. olarak yaptı. 1967 yılında Cizre’de 742 ve 753 No’lu sahalarda petrol jeolojisi etütleri yaptı. Ankara Beynam kömür ocaklarında şantiye şefi olarak çalıştı. 1969 yılından itibaren Etibank Maden Aramalar Dairesinde Jeofizikçi, Kamp Şefi, Baş Mühendis ve Şantiye Şefi olarak 9,5 yıl çalıştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığın tarafından, üretimi artırıcı çalışmalarından dolayı iki kez ödüllendirildi. 1978 yılında Elazığ DMMA’da, YÖK Yasasından sonra Fırat Üniversitesinde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 1984 yılında Yrd. Doç. Dr. olarak Yıldız Üniversitesine atandı. Kocaeli Üniversitesinden 2000 yılında Kadrolu Profesör olarak emekli oldu. Evli ve iki doktor babası olan U. Kaynak’ın 59 adedi depremle ilgili olmak üzere 150’den fazla yayını bulunmaktadır.

Leave A Reply